26 Ekim 2017 Perşembe

Ruhumuzu Dinlendirelim 2 | Müzik

Sizce de en çok ruhumuz yorulmuyor mu?

Haydi, biraz dinlendirelim ruhumuzu...

MFÖ - Aşkın Kenarından


Ezgi'nin Günlüğü - Eksik Bir Şey



Hüsnü Arkan & Cem Adrian - Gönül Yarası 



Deniz Tekin - Benim Aşık Olmam Gerek

24 Ekim 2017 Salı

Birbirinden Farklı 2 Film Önerisi | Filmler

"İyi bir filmin kusurları olması gerekir. Hayat gibi, insanlar gibi."
*Federico Fellini


Merhabalar herkese.
Geçtiğimiz iki hafta içinde üç film izledim. Fakat bunlardan iki tanesini sizlerle paylaşacağım.

İlk filmimiz: Taare Zameen Par
Yani: Her Çocuk Özeldir

Birçok kişiden bu filmi izlemem gerektiğine dair yorum almıştım. Üniversitedeyken ders kapsamında birkaç sahnesini de izlemişliğim vardı. Fakat baştan sona açıp hiç izlememiştim. Ki iki hafta önce iş arkadaşımın tekrar önerisi üzerine filmi açıp izledim. Hakkında çok bir şey yazmayacağım çünkü birçoğunuz izlediniz, ya da biliyorsunuz. :)
Her eğitimcinin, ya da her bireyin izlemesi gereken bir film. Disleksi'ye karşı bakış açınızı geliştiriyor, insanlara nasıl faydalı olabileceğimizi gösteriyor ve herkesin mutlaka yapabileceği bir şeylerin olduğunu ispat ediyor. Bu arada disleksi 'okuma, yazma ve konuşmada yaşanan bir sorun'.




Diğer filmimiz ise: The Girl on the Train
Yani: Trendeki Kız
Bu filmin aslında kitabı varmış. Kitabını görmüştüm fakat henüz okumadım. Filmde yolları kesişen, psikolojik açıdan sıkıntıları olan iki kişinin hayatlarından bir şeyler anlatıyor. Filmin en çok beğendiğim ve kafamı kurcalayan yönü, daha doğrusu beni çeken yönü; bir sahneyi flashback olarak gösterip, zihinde neler oluyor sorusunu uyandırıp, sonrasında durumu hiç beklemediğiniz bir şekilde açıklıyor olması. Tüm filmi büyük bir heyecanla izledim ve sonunda yok artık diyerek kaldım yine.
Ayrıca bana bir noktada ilham oldu bu film. Psikolojik ve dram filmi olan Trendeki Kız'ı da izlemenizi tavsiye ederim.

Not: Yüksek lisansın zor ve yoğun olacağını tahmin ediyordum, ama bu kadarını değil. Kafamın doluluğundan çok fazla burayla ilgilenemiyorum. Affedin!

Görüşmek üzere...

18 Ekim 2017 Çarşamba

İyi Ki’lerime Teşekkür 💕 | Benim Yazılarım

Selam sevgili blog ailem.
Üstüste Gezdim Gördüm yazısı yazdığımın hiç farkında değildim. Nasıl farketmedim bilmiyorum diyeceğim ama demiyorum. Çünkü o kadar dalgınım ki bu aralar. Hatta kısaca bugünümden bahsedeyim sizlere. Sabah 7de alarmım çaldı ve neden 7de uyandığımı sorguladım. 7.35te kalkan servise binmem gerekirken, saat 7.38de servise binmem gerektiğini hatırladım, ki o ana kadar neden 7de uyandım ben diye sorup durdum kendime. Tabii burada bitmiyor dalgınlığım. Yoldayken kahvaltı yapmadığımı hatırladım ve poğaça alayım diye cüzdandan para çıkarayım dedim. O sırada farkettim ki cüzdanımı yanıma almadan çıkmışım. İlk defa böyle bir şey yaptım, cüzdanım olmadan dışarı çıktım. Ve yanımda yol param dahi yoktu. Neyse ki banka kartı olmadan para çekme diye bir şey varmış da öyle para çekebildim. 😂
Evet sabahım böyle başladı. Günüm durgun geçti çünkü annemi özlediğimi hissediyorum bu aralar. Bir de yanımda olmasını en çok istediğim kişilerin benden çok uzaklarda olduğuna üzülüyorum.
Ama artık yalnız hissetmiyorum kendimi. Buradan da teşekkür etmek istediğim biri var. İş arkadaşım Asfiyanur. Enerjisi ile beni bugün hayata döndürdü. Öyle güzel hissettirdi ki bana kendimi. 💕
Bugünün güzelliklerinden biri de canım Elif”imin böyle bir günde elime ulaşan mektubu, sözleri, hediyeleri. Öyle iyi geldi ki yazdıkları bana. Bir de kahve çekirdekli çikolataları 😍
Bir teşekkür de sevgili komşum Gamze’ye. Buradaki en birinci arkadaşım. Hadi gel Starbucks’a gidelim diyorum, hiç kırmıyor beni. Ve her gün birbirimizi görüp günümüzün nasıl geçtiğini anlatıyoruz. 😌
Veee son olarak iki teşekkür daha. Manevi kardeşlerim Büşra ve Gizem. Her şekilde yanımda olduklarını sonuna kadar hissettikleri için, her zaman beni destekleyip, beni kendime getirdikleri için..

Hepiniz iyi ki varsınız. Hepiniz en güzel iyi ki’lerimsiniz. 💕

17 Ekim 2017 Salı

Buram Buram Geçmiş Kokusu *Cumalıkızık | Gezdim Gördüm

Merhabalar herkese. Bu kadar yoğun bir programımın içinde pazartesi iptal olan derslerimin boşluğunu fırsat bilerek Bursa'da görmek istediğim yerlerin başında gelen Cumalıkızık'a gittim dün.
O kadar çok duymuş, o kadar çok fotoğrafını görmüştüm ki Cumalıkızık'ın, gitmesem bir şeyler eksik kalacaktı.
Cumalıkızık UNESCO tarafından koruma altına alınan ve 1300lü yıllardan günümüze kadar en iyi korunmuş olan eski Kızık köylerinden birisi.
Bir de bir zamanların dizisi Kınalı Kar bu köyde çekilmiş. :)

Cumalıkızık'ta yaklaşık 270 tane ev var. Evler genelde 2 katlı ve renk renk boyalı. Mor, mavi evler ağırlıkta. Hatta bir tane de tupturuncu bir ev gördüm. :D Aynı zamanda yürüyerek tüm köyü baştan sona bir saat içinde dolaşabiliyorsunuz. O eski tarih kokan sokaklarda kaybolmak imkansız. Çünkü her yol ana yola çıkıyor. :)

Etrafta çok fazla kahvaltı yapılacak yer var. Zaten Bursa'lıların haftasonu kahvaltısı için en çok tercih ettikleri yerlerden birisi Cumalıkızık. Gidip gezilecek birkaç tane konağı, Küpeli Ev'i ve bir müzesi var. Fakat ben henüz onların içlerini gezmedim. Bir sonraki gidişimde mutlaka gezeceğim. Ayrıca etrafta hediyelik eşyaların da satıldığı tezgahlar bulunuyor.
Not: Cin aralığı denilen o araya giremedim. Çünkü tadilat vardı. Neden tüm tadilatlar beni buluyor henüz anlamış değilim. :( Bu arada Cin aralığı denilmesinin nedeni de Kurtuluş Savaşı döneminde düşmandan kaçan askerlerin o aralığa girince yok olduklarına dair bir rivayet varmış. Ondanmış. :)

Şimdi sizleri çektiğim fotoğraflarla bırakıyorum.
Not: Fotoğraf makinem olsaydı her şey çok daha güzel olurdu. :D
















2 Ekim 2017 Pazartesi

Güzel İnsanlar ve Hoş Bir Mekân | Gezdim Gördüm

Mekânları anlamlandıran insanlar vardır, insanları bağlayan güzel anlar da...

Bursa'ya geldiğimden beri çok farklı bir psikoloji içindeydim. Bunu neredeyse şu sıralar her yazımda dile getirdim ama artık çok çok iyiyim. Özellikle de son birkaç gündür, çook daha iyiyim. Bana iyi gelen insanlar var artık çevremde. :)

Çalıştığım eğitim kurumundaki sevgili hocalarımın bugün sabah için kahvaltı planları vardı. Davet etmişlerdi beni ama yüksek lisans derslerim olduğu için gidemeyecektim. İnanılmaz üzüldüm bu duruma. Ama sonra hocalarımın ısrarlarına dayanamadım ve sabah dersini ekip kahvaltıya gittim. İyi ki gitmişim! Öyle iyi geldi ki farklı bir şeyler yapmak... Hem de böylesine güzel insanlarla... Çalıştığımız kurumda 'hepimiz bir aileyiz' diyorlardı. Evet gerçekten öyleymiş. Bunu çok güzel hissettim. Tüm öğretmen arkadaşlarıma buradan sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Biliyorum okuyacaksınız bunu. :) İyi ki birlikte çalışıyoruz. :)

Evet şimdi gelelim bu güzel insanlarla, güzel zaman geçirdiğimiz bu harika mekâna... Bursa Dobruca Köyü diye geçen bir civarda Dere Bahçe isimli bir restorana gittik. Tamamen doğayla iç içe olabildiğiniz bir yer burası. Restoranın ortasından küçücük bir dere akıyor, su şırıltısı ve kuş sesleri sizlerin sohbetine eşlik ediyor. Ayrıca havası o kadar serin ki!
Sizler için birkaç fotoğraf çektim. Onları da buraya bırakıyorum. :)
Eğer bir gün yolunuz bu taraflara düşerse bir kahvaltıya gidin derim. :)
Görüşmek üzere...





29 Eylül 2017 Cuma

Temple Grandin | Film

“Yeni bir dünya için, yeni kapılar açmalısın!”
-Temple Grandin

Merhaba herkese. Uzunca bir süredir film izlemediğimin, izleyemediğimin farkındaydım. Buna bir son vermek istiyordum ama önceliklerimi hep farklı şeylere veriyordum.
Bu arada aslında en son filmi Bursa'ya gelirken otobüste izlemiştim. Ama inanır mısınız ne izlediğimi bile hatırlayamıyorum. :D

Evet bugün işten geldikten sonra hemen film izlemek istedim. En azından aklımdayken izleyeyim ve en azından kendimi mutlu edecek bir şeyler yapmış olayım diye. 


Filmimiz Temple Grandin. Gerçek bir hikayeye dayanan, ödüllü, biyografik bir film. Öncelikle Temple Grandin kim ondan bahsedeyim.
Temple Grandin 1947 doğumlu, Amerikalı hayvan bilim uzmanı, yaz
ar, otizm aktivisti ve hayvancılık sektöründe hayvan davranışları alanında danışmanlık yapan, Colorado Devlet Üniversitesi'nde bir profesördür. Hug box yani Sarılma Kutusu adı verilen, otistik çocukları sakinleştirmek için kullanılan bir cihaz geliştirmiştir.
Filmin konusu da Temple Grandin'in yaşam öyküsü.
Temple 4 yaşına kadar hiç konuşmadığı, diğer çocuklarla iletişim kurmadığı, uyaranlara tepki göstermediği için annesi tarafından doktora götürülür ve doktor tarafından Otistik tanısı konulur. O dönemlerde Otizm'in annenin çocuğa karşı olan ilgisizliğinden dolayı ortaya çıktığı düşüncesi vardır ve doktor Temple'ın annesine de bunu söyler. Fakat annesi bu durumu kabullenmez ve Temple için elinden geleni yapmaya çalışır. Bir kliniğe yatırılması istenilen Temple'i yatılı bir okula gönderir ve Temple orada Fen Bilimleri öğretmeni ile bir yakınlık kurar. Çünkü kendisini anlayan tek kişinin o öğretmeni olduğunu düşünür ve öğretmeninin destekleriyle Temple dahil herkes ondaki üstün yeteneği fark eder. Temple normal insanların görmediği detayları bile görüp, her şeyi zihninde resmetme yeteneğine sahiptir.
Üniversiteye başlamadan önceki yazını teyzesinin yanında geçirir ve orada büyük baş hayvanların sakinleşmesi için kullanılan bir sistem görür. Kendisi üzerinde denediğinde 'sarılma hissi' verdiğini fark eder ve bunun üzerine kendisi de bu makineden tasarlar. İnsanlarla temas kurmayı sevmeyen Temple, bu makine ile otistik bireylerin sarılma ihtiyaçlarını karşılayacağını düşünmektedir.

Üniversiteden sonra master yapar ve son olarak doktora çalışmasına başlar Temple. Master yaptığı sırada büyük baş hayvanların davranışlarından yola çıkarak hayvancılık sektörüne birçok katkıda bulunur. Aynı zamanda dergilere yazılar gönderir ve tanınır hale gelir. Son olarak bir Otizim toplantısına katılır ve orada kendi etrafında dönen bir otistik çocuğun annesi tarafından durdurulmaya çalışıldığını görür. Bunun üzerine oradakilere bu davranışın otizmli bireyler için bir rahatlama davranışı olduğunu, kendi etrafında dönmelerinin onlara sarılma hissi verdiğini anlatır. Ve kendisinden bahseder....

Temple Grandin otizmli bireylerin topluma nasıl kazandırılabileceğinin en güzel örneklerinden. Temple zamanında otizmli bireylere bakış açısının nasıl olduğunu bu film sayesinde anlayabiliyoruz. Fakat bu film, Otizm teşhisi konmuş bireylerin de diğer insanlar gibi toplumda rahatça yaşayabileceğini öğretiyor. 


Şimdi benim için bu filme dair en ilgi çekici şeylerden biri Temple'ın fotoğraflarla düşünme yetisi. Bu özelliği sayesinde bir projeyi baştan sona resmedip, hata payını sıfıra indirebiliyor. Gördüğü her şeyi fotoğraf olarak zihnine kaydediyor. 
Görme engelli oda arkadaşına söylediği söz ise beni çok etkiledi. 'Senin seslerin, benim resimlerim var.'
Ayrıca en can alıcı noktalardan biri Temple'ın öğretmeninin cenazesinden çıkarken ilk defa annesine sarılma eğilimde bulunmasıydı.

Yine yazdıkça yazabileceğim bir yazı oldu bu. Çünkü gerçekten harika bir film Temple Grandin. Mutlaka izleyin. Yorumlarınızı bekliyorum. :)

27 Eylül 2017 Çarşamba

Zaman ve Zaman | Benim Yazılarım

Zaman öldürmekten başka şeyler yapın. Çünkü zaman sizi öldürüyor. *Paulo Coelho


Gerçekten de zaman her şeyi düzeltir mi?
Zamanla her şey geçer mi?
Zamana gerçekten ihtiyacımız var mı?
Bize biraz 'zaman ver' denildiğinde, verdiğimiz zaman kendi isteğiyle mi duruyor orada? Ya da zaman duruyor mu? Zaman durur mu?

Onlarca soru var aklımda, zamana dair...
Zamana ihtiyacım varmış. Alışmam için... Beynimde dönüp dolaşan bazı zararlı düşünceleri yok etmem için...
Ben o zamanı tanıdığımda kendime, gerçekten de girecek mi her şey yoluna?
Ben o zamanı tanıdığımda kendime, alışacak mıyım bunca farklılığa?
Peki, ben o zamanı kendime tanıdığımda, hissedecek miyim artık kendimi ait, bu bulunduğum çevreye?

Onca şey geçiyor hayatımızdan... Yüzlerce saat, binlerce dakika, milyonlarca saniye her bir an... Peki neler geçiyor zamanla birlikte bu dolu yaşamımızdan?

Mesela sen geçiyorsun, o geçiyor, onlar geçiyor... Geçenler, gidiyor. Gidenler geliyor mu peki?
Gelmeyen şeyleri özletiyor zaman. Özlenen şeyler dönmüyor geri.

Sabrı öğütler zaman, oysa odur durmayan. Ben beklerim de, zaman beklemez ki beni...