17 Eylül 2017 Pazar

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat | Kitap

... tüm acılar korkaktır, kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir, çünkü bedenimizin her hücresinde yerleşmiş olan yaşama isteği, ruhumuzdaki ölüm tutkusundan çok daha güçlüdür.
-Bir Kadının Yaşamından 24 Saat , Stefan Zweig

Merhabalar hepinize. :)

Düzenimi kurdum, yerleştim, işimi gücümü ayarladım sayılır. :)
Hazır kafam rahatken sizinle görüşelim istedim.
Bu aralar çok fazla kitap okuyamadım. Bugün Stefan Zweig - Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat kitabını metroda gidip gelirken bitiriverdim. Zaten 71 sayfacık bir kitap. Evet bugün ki konuğumuz da bu. :)
Zweig eserleri okumayı seviyorum. Gerçekten kurgusuna hayran olduğum yazarlardan biri. Buhranlı hayatını eserlerinde çok farklı bir şekilde yansıtan bir yazar. Ayrıca daha önce Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu isimli kitabında da dile getirdiğim üzere, karşı cinsin aşkını, tutkusunu bu denli etkileyici anlatabilen bir erkek yazar, bana göre.
Daha önce Satranç ve Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nu okumuştum. Onların yazısına ulaşmak için de kitapların isimlerine tıklayıp, okuyabilirsiniz. :)

Şimdi gelelim Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'e. Yine tutkulu bir kadının hayatının 24 saat içinde nasıl değişebileceğini anlatmış Zweig. Daha doğrusu cesaretli bir şekilde tutkularının peşinden giden bir kadının diyebiliriz.
Olaylar genç bir kadının bir Fransız gençle kaçmasının ardından başlıyor. Anlatıcı; genç kadının tutkularının peşinden gitmesinin ardından ortalığı sakinleştirmeye çalışıyor ve bunun üzerine 60lı yaşlarında bir İngiliz Hanımefendi, anlatıcının bu tavrından etkileniyor. Ona bir not gönderiyor ve İngiliz Hanımefendi başlıyor hayatını değiştiren 24 saatini anlatmaya...
Okurken başlarda sıkıldım -ki her Zweig kitabının başında ben bir sıkılıyorum-, daha sonra olaylar ilerlemeye başladıkça neler olacak diye merakla okumaya devam ettim. Kimi yerde olacakları tahmin ettim ama sadece bir kısmını. Çünkü olay sizi bir noktaya götürecekken, bir bakıyorsunuz farklı bir noktaya gelmişsiniz.
Daha önce de söyledim, yine söylüyorum, Zweig'in beni en çok etkileyen tarafı gerçekten olayları bir kadın gözüyle bu kadar eşsiz anlatabilmesi.
Kitapta ayrıca alıntılanabilecek o kadar güzel cümleler var ki; ilk sayfadan bir tanesini de buraya bırakıyorum.
*İnsanların çoğu sınırlı bir hayal gücüne sahiptir.

Not: Okurken insan şunu da düşünüyor; intihar eden Zweig, acaba intihar etmemek için birilerinden bir yardım beklemiş olabilir mi?

Evet, farklı bir bakış açısı ile bir kitap okumak istiyorsanız, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'i okuyun derim. Bir de okuduysanız yorumlarınızı beklerim. :)

instagram: nrmnpnr

13 Eylül 2017 Çarşamba

Baktıkça Bakasınız Gelecek! | Blog Önerisi

Merhabalar arkadaşlar. Bugüne kadar hiç yapmadığım bir şey yapacağım ve sizlerle bir blog paylaşacağım. Çünkü gerçekten gördüğüm en tatlı, en huzur verici blogların başında geliyor sevgili Ezgi'nin blogu.
İlk keşfettiğim zamanlarda da kendisine söylemiştim blogunun ne kadar hoş olduğunu. Teması, içerikleri ve kendisinin çektiği o birbirinden harika fotoğrafları... Gerçekten blogu açtığınızda her şeye baktıkça bakasınız, okudukça da okuyasınız geliyor.
Takip etmeye en değer nitelikte olan bir blog Ezgi - the girl with the curls. :)

'Blog macerama hoşgeldiniz.' diyerek karşılıyor bizleri ve birbirinden güzel el işleri, örgüler, dikiş nakışlar ve gezilerinden fotoğraflar paylaşıyor bizlerle.
Hala takip etmiyorsanız bence durmayın. Hemen buraya tıklayarak kendisinin muhteşem blogunu takip edin. :)

NOT: İlk zamanlarda benim ilgimi çekmesinin nedenlerinden biri de İngilizce içeriğinin de olması. :D

Görüşmek üzere...

10 Eylül 2017 Pazar

Dile Dolananlar | Müzik

Merhabalar sevgili Blog dünyası. :)

Yeni odamdan sesleniyorum bu defa sizlere. Arkada 'sen geçerken sahilden sessizce, gemiler kalkar yüreğimden gizlice...' çalıyor. Ben de sizlerle bu aralar en çok dinlediğim, dilime dolanan şarkıları paylaşmak istedim. Malum ki Bursa'ya geldiğim günden beri her gün bir yerlere gittiğim için günüm yolda geçiyor ve yoluma da en çok müzikler eşlik ediyor. Buyurun şarkılarımızı dinleyelim. :)

1. İmera - İmera Fera: İki ay önce ilk defa dinlediğim bu şarkıyı son günlerde durmadan dinliyorum ve kendimi onu söylerken buluyorum. :)


2. Jason Mraz - Life is Wonderful: Bu şarkıyı sizinle daha önce de paylaşmış olma ihtimalim çok yüksek, çünkü bende yeri inanılmaz ayrı olan bir şarkı. Asla bıkmadan her zaman dinlediğim nadir şarkılardan. 'It takes some work to make it work...!'

3. Model - Dünya Tek Biz İkimiz: Bu da hayatımın en önemli şarkılarından biri oldu, öyle de kalacak. Çünkü her dinlediğimde manevi kardeşim geliyor aklıma. Not: Çok özlediiim!


4. Marian Hill - Down: Çok çok garip bir şekilde bu şarkıya bayılıyorum diyebilirim. Tınısı mıdır nedir çok ilgimi çekiyor.

5. Little Mix - Little Me: Bu şarkı bana güç veren şarkıların başında geliyor. İnanılmaz motive ediyor beni. Belki de sırf bu yüzden bu aralar çok dinliyorum. Çünkü yabancı bir şehir, yeni bir hayat, yeni bir başlangıç. Motivasyona ve güce ihtiyacım var!



Evet benden bu kadar. Şarkı önerilerinizi de bekliyorum. :) Görüşmek üzere...

8 Eylül 2017 Cuma

Yeni Bir Başlangıç | Benim Yazılarım

Her son yeni bir başlangıçtır...

Merhabalar herkese. Evet muhtemelen yine nerelerdeyim diye soruyor olabilirsiniz. Çünkü doğru düzgün bir gelemedim buralara. İki gün önce itibariyle artık Bursa'da yaşamaya başladım. Burada bir yaşantı, bir hayat kuruyorum artık. Tamamen yabancı bir şehirde, tamamen yeni bir başlangıç yapıyorum.
Bursa'ya yerleşmemin nedeni daha önce de söylediğim gibi Uludağ Üniversitesinde yüksek lisans yapacak olmam. İki yıl sonunda tekrar Adanaya dönmeyi de çok düşünmüyorum açıkçası. :)

Şimdi yine daha önce sizlerle yaz paylaştığım Görükle Starbucks'tan yazıyorum. Artık fırsat buldukça buradayım. Çünkü evimin karşısında burası. :)

Şimdilik Bursaya alışmaya çalışıyorum. Bu kısa da olsa biraz zaman alacak gibi duruyor.
Bu arada buranın insanları Adanadakilerden sonra çok beyaz ve renkli gözlüler. :) Ben renkli gözlü olmasam bile beyazlığımdan yana kendimi adapte edebiliyorum. :D

Umarım her şey yoluna girdikten sonra daha düzenli bir şekilde görüşürüz.
Kendinize iyi bakın, özlüyorum hepinizi...

1 Eylül 2017 Cuma

Sinestezya *Jeffrey Moore | Kitap

'Hangisinin önce olduğunu söylemek güç. İnsan bir şeyleri unutamadığı, akıl süzgecinden doğru geçiremediği ve hazmedemediği için mi depresyona girer, yoksa depresyonda olduğu için mi doğru süzemez ve hazmedemez?' -Sinestezya

Merhabalar, herkese iyi bayramlar efendim. :)

Kapağının desenlerine vurulup, ismi ile ilgimi çeken bir kitaptan bahsedeceğim bugün sizlere. Jeffrey Moore tarafından yazılar 'Sinestezya' isimli eser.
Jeffrey Moore; Adam Fawer'dan sonra gelen henüz keşfedilmemiş bir yazar, olarak geçiyor bazı yerlerde. Açıkçası Adam Fawer kitaplarından hiç okumadım, ama 'Empati'yi en kısa zamanda okumayı planlıyorum. Neden mi? Çünkü Sinestezya ile benzerlikleri çokmuş.

Sinestezya adından da anlayacağınız üzere Sinestezi ile ilgili bir kitap. Sinestezi ne diye soranlarınız var gibi. Hemen söyleyeyim; algılamada duyguların birleşmesi olarak tanımlanıyor. Evet çok anlaşılır bir tanım değil, zaten normal bir insan beyninin sinesteziyi anlaması da zor. Şöyle anlatayım; sizler buraya yazdığım 5 rakamını, 5 olarak görürken, sinestezikler 5 rakamının bir rengi olduğunu söyleyebilirler. Ya da her günün ayrı bir rengi, sesi ya da tadı olabilir. Siz sokakta birinin size seslendiğini duyduğunuzda sadece size seslenme sesini duyarsınız, ama sinestezikler onu herhangi başka bir şeye benzetebilirler. Evet gerçekten anlaması ve anlatması zor bir durum. Kimisine göre bir hastalık, kimisine göre ise bir mucize Sinestezi.
Daha önce birkaç yerde sinesteziye dair bir şeyler okumuştum. İlgimi de hayli çekmişti. Bu kitabın da Sinestezi ile alakalı olduğunu anlayınca hemen aldım.
Konusunu karakterlerle birlikte kısaca anlatayım :
Noel baş sinesteziğimiz. Sinestezi kendisinde inanılmaz bir hafıza gücü yaratmış. Noel'in annesi Stella ise Alzheimer, yani Noel'e göre tamamen ters bir hafızaya sahip.
Norval, hedonist bir yazar. Noel'in yakın arkadaşı. Garip bir hedefi var.
JJ, çocukluk anılarına hapsolmuş ve alternatif tıp (!) ile gayet içli dışlı birisi. O da Noel'in arkadaşı.
Ve Samira, geçmişini silmeye çalışan bir sinema oyuncusu. Norval ve JJ gibi o da Noel'in arkadaşı.
Hepsinin ortak yönü ise Dr. Emile Vorta'nın denekleri olmaları. Bir de asıl konu buadı geçen herkes Stella'nın Alzheimer'ına çare bulmaya çalışıyorlar.
Kitap bazı yerlerde sıkıcıydı, çünkü hep aynı şeyleri anlatıyor gibi geliyordu. Olay akışı zayıftı diyebilirim. Onun dışında Noel'in sinestezik algıları çok başarılı bir şekilde anlatılmış.
Az biraz müzik, fazlasıyla şiir bilgileri de içeren bir eser Sinesteyza.

Bu tarz durumları merakı olan, ya da böyle ilgi çekici konular okumak isteyen herkese tavsiye edebilirim.

NOT: Kitabın sonuna geldiğimde verdiğim tepki çok komikti. Söylesem spoiler olur. :D

Okuyanlarınız varsa düşüncelerini ve yorumlarınızı bekliyorum. Okumayanlardan da tabii. :)
Görüşmek üzere!!

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Marka | Mimlendim

Merhabalar!
Çok çok sevgili, pek değerli, canım arkadaşım Elif (Bir Küçük Elif Meselesi blogunun sahibesi) beni Marka mimine davet etmişti birkaç gün önce. Ben de daha fazla vakit kaybetmeden yapıvereyim dedim. Bu arada onun yazısını okumak için buraya bir tık, please! :)
Çok fazla marka takıntım ya da marka olayım yoktur diyerek başlıyorum. Umarım beğenirsiniz. :)

-Markalar arasında favori üçlünüz hangileri?  (Sorumuz bu.:D)

1. Canon: Fotoğraf makinem yok, evet gerçekten, maalesef yok. Ama en sevdiğim fotoğraf makinesi markası Canon. Aslında sadece fotoğraf makinesi olarak değil, printer olarak da Canon'u çok beğeniyorum. Gerçekten çok kaliteli olduğunu düşünüyorum. :)

2. Primark-Atmosphere: Maalesef ki bu mağaza ve marka Türkiye'de bulunmuyor. İrlanda genel merkezli bu mağazayı Hollanda'dayken keşfetmiştim ve inanılmaz beğendim. Kendim gidemesem bile her seferinde istisnasız abimler bana oradan bir şeyler alıp geliyorlar. Hem çok çok ucuz, hem de gerçekten çok iyi ürünleri var. Giyimden, makyaj ürünlerine kadar her şeyleri var. Hatta bundan 3 yıl önce Primark'tan 1 euro'ya tshirt almışlığım var. :D

3. Starbucks: Evet sonuçta Starbucks'ta bir marka. Kahve konusunda en çok beğendiğim marka olur kendileri. Starbucks'ta içtiğim bir Americano'nun, bir Filtre Kahve'nin tadını başka hiçbir yerdeki vermiyor bence. Ayrıca Starbucks dışında hiçbir yerde Mango Passion Fruit yok ya da Berry Hibiscus, Cool Lime. Hepsini çok seviyorum. Starbucks kahve konusunda verdiğim parayı sonuna kadar hak eden bir marka. :)


Evet benden bu kadar. Çok zorlandığımı itiraf etmeliyim. Çünkü gerçekten bariz bir marka olayım yok. :/ Ama yine de çok çok severek yaptım bu mimi. Beni davet ettiği için de Caanım Elif'e kocaman teşekkürler ve kucak dolusu sevgiler...

Henüz yapmayan varsa onları da ben davet etmiş olayım. Bekliyorum. :)

25 Ağustos 2017 Cuma

Yeniden Burada! +Masa Dergi

Akıl gerçeği ararken, alışılmış biçimlerin dışına çıkarsa yolunu bulur.
-Edgar Allan Poe
Merhabalar herkese. Hepinizi öyle çok özledim ki! Neredeyse bir aydır yokum buralarda. Yazamadım hiç. İtiraf edeyim, doğru düzgün okuyamadım da...
Öylesine yoğun bir ay geçirdim ki! Elime kitap bile alamadım. :( Blog ve kendim için çok verimsizdi bu ayım. Ama her şey yavaştan yavaştan düzene girmeye başladı tekrar.
Yine kitap okumaya başladım, yine sizin birbirinden güzel yazılarınızı takip etmeye başladım, yine dergilerimle, defterlerimle meşgul olmaktayım...

Yani artık yine birlikte olabiliriz değil mi? Sizler de özlediniz mi yazılarımı? Son bir haftadır neredeyse her gün yazmayı planladım. Ama ne yazacağıma karar veremedim. Dedim en sonunda 'Bırak düşünmeyi, ne geliyorsa içinden yaz gitsin.' Öyle de yapıyorum şu an. :)

Bu ayın en şaşırtıcı ve en güzel sürprizlerinden birini de sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk sayısından beri çok severek takip ettiğim MASA DERGİsi Eylül-Ekim sayısı için İnstagram sayfasında ufak bir çekiliş düzenlemişti. Kapak konusunun kim olacağını bilen üç takipçilerine derginin yeni sayısını matbaadan çıktığı gibi yollayacaklarını söylemişlerdi. Ben de öylesine yorum yapıp, kapak konusu hakkındaki tahminimi yazmıştım. Meğersem çekilişi ben kazanmışım. Sevgili Masa Dergi Eylül-Ekim sayısını hemen gönderdi bana. Dün ulaştı elime. Ulaşır ulaşmaz da okudum hemen. Ha unutmadan kapak konusu da mucizeler hayal eden bir deha: Edgar Allan Poe. :)
Masa'nın bu sayısı benim ilgimi hayli çekti. İçinde; TRT'nin unutulmaz dizisi, çok sevdiğim Leyla ve Mecnun ile ilgili yazı, sesini çok beğendiğim sanatla harmanlanmış kültür insanı Mehmet Güreli ile röportaj, birbirinden harika yazarlardan bir o kadar harika öyküler ve anlatılar var.
Size de alıp okumanızı tavsiye ederim. :)

Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Bundan sonra yine birlikteyiz.