30 Ekim 2016 Pazar

Birkaç Kitap | Öneriler

Mümkün olsaydı her karış toprağa buğday eker gibi kitap ekerdim.
- Horace 

Merhabalar. Bugün sizlerle son zamanlarda okuduğum kitapları paylaşacağım.
3 farklı türden, 3 farklı kitap...

1: Sokrates'in Savunması - Platon: Eser Platon tarafından, Sokrates'in ölümünden kısa bir süre sonra yazılmıştır. Dinsizlik ile suçlanan Sokrates'in mahkemeye verilmesi ve hakkında verilen ölüm kararının gerçekleşmesine kadar olan zamanı anlatır. Bu kitap ile hem Sokrates felsefesinin misyonu ve temellendirilmesi hakkında bilgiler edinebilirsiniz, hem de Antik Yunan'da mahkemelerin yapısı ve işleyişi hakkında da önemli bilgilere ulaşabilirsiniz. Felsefe ile ilgilenenlerin okuması gereken bir kitap.




2. Zirvedeki Sultanlar - Ziya Nur Aksun: Bu eser Kanuni Sultan Süleyman'dan sonraki 4 padişah (2. Selim, 3. Murad, 3. Mehmet, 1. Ahmet) dönemini anlatıyor. Bu kitabı gerçekten çok merak ederek okumuştum. Tarihe ilgisi olan biri olarak da gayet beğendim. Tarih severlere ve tarihe ilgisi olanlara öneririm. Kitabın arka kapak yazısı:
Kanunî’den sonra 51 yıl süren dört padişahın hükümdarlık dönemini bu kitapta ele aldık. Görülecektir ki, Kanunî’den sonraki yarım asır da, Yüce Devlet’e yeni ülkelerin ve krallıkların katıldığı, büyük fetihler ve zaferlerle süsülenmiş bir dönemdir ve devletin başındaki padişahlarımız “Cihan Padişahı” olarak nitelenmektedir.
Tarih övünmek için değil, ileriye doğru atılmak maksadıyla yaya gibi gerilmek içindir; nesillere ruh vermek, nesilleri geçmişteki zaferler kazandıran ruhla doldurarak istikbale hazırlamak içindir. Tarih, geçmişteki yüksek hasletlerin ve niteliklerin kaybedildiği veya nesillerin gaflete kapıldığı durumlarda, toplumların başına ne gibi felaketlerin musallat olduğunu anlamak içindir. Şuur ve uyanıklık millî benliğin, millî kimliğin temel niteliklerinden olması gerekir. Bunu da insanlara kazandıracak şey, tarihtir…

Bu kitabın maksadı da budur…


3. Benjamin Button'un Tuhaf Hikayesi - F. Scott Fitzgerald: Hepiniz bu ismi Brad Pitt'in başrolünü oynadığı filmden biliyorsunuz.Fakat, Benjamin Button'un Tuhaf hikayesi aslında çok başarılı, bol ödüllü Amerikan yazar Fitzgerald tarafından kaleme alınmış bir kitap. Hem de çok ince bir kitap. Elinize aldığınızda kısa süre içinde bitirebileceğiniz türden. Bu eserin konusuna da çok çok kısa bir şekilde değinecek olursak: Diğer insanların aksine yaşlı doğan bir bebeğin, yaşamı ilerledikçe gençleşmesini ve aslında yaşlı olması gerekirken bir bebek gibi hemşirenin kollarında ölen Benjamin Button'un yaşam öyküsünü anlatıyor. Kitap bir sosyal hayat eleştirisi sunuyor aslında. Bence filmini izlediyseniz bir de kitabı okuyun derim. 




Şimdilik önerebileceğim kitaplar bunlar. Eğer içlerinden okuduğunuz ya da okumayı düşündüğünüz varsa yorumlarınızı da bekliyorum bu konuda. Görüşmek üzere...

26 Ekim 2016 Çarşamba

Mat Coffee | Yeni Bir Mekan


Çevrenizde güzel yürekli insanlar ve samimi mekanlar varsa, çok şanslısınız.!

Merhabalar. Bu aralar derslerimin ve işlerimin yoğunluğundan dolayı bloga zaman ayırmakta zorlanıyorum. Kendime bile doğru düzgün vakit ayıramadığım bu dönemde, yarım günümün boşluğundan istifade ederek yeni bir arkadaşımla, yeni bir mekana gittim.

Ben bir mekanın güzelliğinin sadece yapısal hoşlukla oluştuğuna inanmıyorum. Bir mekanı asıl güzelleştiren şey; çalışanlarının güler yüzlü, samimi ve sıcak kanlı olmalarıdır diyorum. Ve bir de birlikte gittiğiniz kişi tabii. Bugün gittiğimiz Mat Coffee hem mekanın fiziksel hoşluğu hem de çalışanlarının güler yüzlülüğü ile birlikte Mersin'de gidilebilecek yerler arasındaki listemin üst sıralarında yerini aldı bile.

Şimdi kısaca Mat Coffee'den bahsetmek istiyorum. Mat Coffee çok kısa bir süre önce Mersin Forum civarında açılmış bir yer. No: 6 Coffee Shop yazımda da bahsettiğim gibi burası da kendi demleme yöntemleriyle kahvelerini yapıyorlar. Elbette bir kahve sever olarak farklı bir aromalı Filtre Kahve içtim bugün. Servis de gayet hoştu. Ayrıca bir gün Magnolia yemek için de özellikle gideceğim. Cafe'deki Ahmet Bey'in tavsiyesi üzerine tabii :)

Mat Coffee oturup kahvenizi yudumlayıp, kafa dinleyebileceğiniz hoş bir mekan. Mersin'de olanlara ve Mersin'e yolu düşenlere önerebileceğim bir cafe. Mutlaka gidin derim. :)

Ayrıca arkadaşımın fotoğraf çekmek için izin alması üzerine biraz da fotoğraf çektik. Fotoğraf çekmemize izin veren, hatta çekim yaparken bize yardımcı olan Ahmet Bey'e ve diğer çalışanlara çok çok teşekkür ediyorum. En kısa zamanda tekrar gitmeyi planlıyorum. :)

instagram: kbrcil
Benim gibi yeni mekanlar keşfetmeyi seven ve çok hoş fotoğraflar çeken arkadaşımın instagram hesabını sizinle paylaşıyorum ki kesinlikle bir göz atmalısınız. :)
https://www.instagram.com/kbrcil


Mat Coffee'ye gitmek isteyenler için de adresi hemen buraya bırakıyorum.

Görüşmek üzere...

Mat Coffee: 




Güvenevler Mh. 1912 Sk.(Forum Suit Otel Civarı Uyan Dağıtım Karşısı) Pozcu/Mersin Coffee & Music & Workshop










Bana Ulaşın: instagram: nrmnpnr
snapchat: nrmnpnr

23 Ekim 2016 Pazar

Gelme Bana! | Bir Anlatı

Durmadan yürüyordum. Zihnimi yoran, kafama ağır gelen düşüncelerle durmadan ilerliyordum. Yol bitmek bilmiyordu sanki. Döndüm, arkama baktım. Sanki hiç yol almamıştım. Oysa saatlerdir yürüyordum ben, hatta koşuyordum adeta. Evet, yalnızlığıma koşuyordum. Orada, bir yerlerde beni bekliyordu, biliyordum. Etrafımdaki onlarca sahte yüzden kaçarak, yapmacık gülümsemelere aldırmayarak yalnızlığıma doğru yol alıyordum.

Durdum…

Şimdi yalnızlığımla karşı karşıya gelmiştim.

Ne o beni sevinçle karşıladı, ne de ben onu gördüğüme sevindim. Neden böyle oldu ki? Onca zamandır ona doğru koşan ben değil miydim?

Baktı…

Gözlerini gözlerime dikti.

‘Sen bana hiç koşmadın ki!’ dedi. ‘Sen bana hiç gelmedin, gelemezdim. Bana doğru koştuğunu düşünürken bile O’nu yanında getirmişsin!’ deyiverdi.

Anlamadım…

‘Yüreğine bak!’ dedi.

‘Yüreğine aldığın ve geldiğin yerde bırakmaya bile kıyamadığın O’nunla, nasıl olurda bana, yalnızlığına koşabilirsin!?’ diye sordu, gözlerin ufak ufak yaşlar süzülürken.

Sonra…

‘Gelme bana!’ dedi.

‘Bana hiç uğrama. Ben gerektiğinde olurum yanında; ama sen benim yanımda durma!’ dedi. ‘O’ varken yüreğimde, kalamazmışım yalnızlığımla ve yüreğimde onunla koşamazmışım yalnızlığıma…


***
Bugün biraz değişiklik yapıp, yazdığım bir anlatıyı paylaşmak istedim. Yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum.... :)

19 Ekim 2016 Çarşamba

Zootopia | Bir Film İncelemesi

Bu şehrin herkesin iyi anlaştığı ve herkesin her şey olabildiği bir yer olduğunu düşünmüştüm. Anlaşılan hayat, bir kamyon arkası yazısından daha karışık. Gerçek hayat karmaşık. Hepimizin sınırları var. Hepimiz hatalar yapıyoruz. Ama bardağa dolu tarafından bakın, çok ortak noktamız var. Ve birbirimizi daha iyi anlamaya çalıştıkça hepimiz daha özel olacağız. Denemeliyiz. Size yalvarıyorum: Kim olursanız olun, dünyayı daha iyi bir yer yapmaya uğraşın. Kendinize bakın ve değişimin kendinizde başladığının farkına varın.
-Zootopia

Merhabalar. Bugün ki konuğumuz bir animasyon. Ama sıradan bir animasyon değil. İzlerken bir şeyler öğreten türden. Hani böyle izlenmesi gerekenlerden...

Disney Animation Studios tarafından hazırlanmış olan Zootopia (Zootropolis: Hayvanlar Şehri), çocuklara din, dil, ırk ayrımı yapmadan bir arada yaşamanın önemini anlatan başarılı bir animasyon. Ama sadece bu değil, başka bir olay daha var Zootopia'da. "Eğer bir hayaliniz varsa, -bu ne olursa olsun- gerçekten onu isterseniz ve onun için çabalarsanız, başarırsınız." Yani bu filmin teması benim hayat mottoma uyuyor. :) "Her hayal zamanı geldiğinde gerçekleşir."

Animasyonumuzun konusundan da kısaca bahsedelim: Judy isimli bir tavşanın tüm engellere (çevre ve aile baskısı dahil) rağmen Zootopia şehrinde bir polis olmak için gösterdiği çabaları anlatıyor. Hayalleri peşinde koşarken kendisine verilen bir araştırma görevinde kurnaz bir tilki ile yaptığı işbirliği ve yaşadığı maceralar karşımıza çıkıyor. 
Karakterler de çok sevimli ve gayet eğlenceliler. 

Zootopia sadece zaman geçirmek için izlenebilecek animasyonlardan kesinlikle değil. Her bireyin izlemesi gereken ve her ailenin çocuklarına izletmesi gereken bir animasyon. Olaylar ve filmdeki mesajlar çocukların da anlayabileceği şekilde, uygun bir seviyeyle anlatılmış.

Sonuç olarak demek istiyorum ki ben bu animasyonu çok beğendim, siz de izleyin. İzleyeniniz varsa yorumlarınızı beklerim. :)

Görüşmek üzere...

Bonus: Shakira seslendirmesiyle filmden Gazelle'nin Try Everything şarkısı da benden size. ;)



*Bu animasyonu izleme zamanım da sanırım tam yerine denk geldi ki "gerçekten bir şeyleri çok istersem yapabileceğime inandığım bir gündeyim" çünkü.

instagram: nrmnpnr
snapchat: nrmnpnr


16 Ekim 2016 Pazar

MİMLENDİM 2 | Bu Yazın Favorileri

İyi pazarlar herkese. Birkaç gün önce sevgili Fazlasıyla Sofistike adlı blog sahibi arkadaşımız beni yine mimlenmişti. Ben de kendisine en kısa zamanda dönüş yapacağımı söylemiştim ve bugün yine bir Mim ile karşınızdayım. Mim için de kendisine çok teşekkür ediyorum. :)
Bu mim'in konusu Bu Yazın Favorileri.

1. Bu Yaz Okuduğun En Güzel Kitap:
H.N. Atsız - Deli Kurt
Kitaba dair inceleme yazımı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. :)

2. Bu Yaz Okuduğun Sana Hayal Kırıklığı Yaşatan Kitap:
Orhan Pamuk - Kırmızı Saçlı Kadın
Beklentilerim daha çoktu bu kitaba dair, beklediğim kadar iyi bulamamıştım. Bu kitap ile ilgili yazımı da tam olarak buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. :)

3. Bu Yaz İzlediğin En Güzel 3 Film:
Bu  yaz çok fazla film izlemedim. İzlediğim filmlerden de en beğendiğim iki filmi söyleyebilirim.
Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan) 
Wall-E (Çok çok ama çok beğendim bu animasyonu, kesinlikle izleyin.)

4. Bu Yaz Dinlediğin En Güzel Şarkı:
Yazın inanılmaz farklı tarzlarda şarkılar dinledim. Ama sanırım en çok beğendiğim Buray-Gitmem Gerek.

5. Bu Yazı Bir Kelime İle Tarif Et:
Kesinlikle "Dolu dolu". Bunun nedenini kısaca söylemek istersem, yaz tatilimin ilk bir buçuk ayında gezdim, geri kalan zamanlarda da ders çalışıp temizlik yaptım. :D Hı bu yazı asıl anlamlı kılan ise benim için Trabzon'du. Rüya gibi bir hafta geçirdiğimi söylemiştim. Hatta o yazıma da buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. :)


Benim söyleyeceklerim bu kadar. Mim için Fazlasıyla Sofistike arkadaşıma çok teşekkür ediyoruuum ve henüz bu mimi yapmamış olan blogger arkadaşların hepsini mimliyorum. :)
Görüşmek üzere...

14 Ekim 2016 Cuma

Kahveyi Sanata Dönüştüren Mekan

Yeryüzünde kahve diye bir içecek olmasaydı ben ölmüştüm.
Ned Vizzini - Komik Bir Hikaye

Merhaba arkadaşlar. Yeni yerler arayışı içindeyken bir süredir merak ettiğim ve gitmek istediğim bir cafe vardı. Sonunda fırsat buldum ve şimdi size bu hoş mekandan bahsetmek istiyorum.

Mersin'de olan arkadaşlar mutlaka duymuşlardır No:6 Coffee Shop adlı 3. Dalga Kahve mekanını. Normalde gittiğim bir yer hakkında daha ilk gidişimden sonra yazı yazmayı planlamıyordum. Fakat dün stajdan sonra birkaç arkadaşımla sabah kahvesi içelim niyetiyle gittiğimiz bu küçük, samimi mekan beni direk hakkında bir şeyler yazmaya itti. Cafe'de kahvelerimizi yaparken bize izleme imkanı sunan, bol bol fotoğraf çekmemize izin veren ve kahvelerimizi hazırlarken bizi bazı bilgilerle aydınlatan Aykut Bey'e buradan da tekrar teşekkür etmek istiyorum. 
Öncelikle nedir 3. Dalga Kahve? Bunu bir açıklayalım. 1. Dalga Kahve'ler bizim evde kendi yaptığımız kahvelerimiz. 2. Dalga Kahve Starbucks, Tchibo, Caribou gibi mekanlarda yapılan kahveler ve 3. Dalga Kahve ise, kahveyi çekirdek olarak alıp, kendileri kavuran ve farklı pişirme-demleme yöntemlerini deneyen, yeni nesil gurme kahvecilere verilen isim. No:6 Coffee Shop ise Mersin'in ilk 3. Dalga Kahvecisi.
Daha önce Bi' Kahve?  başlıklı yazımda da söylemiştim kahve insanı olduğumu, kahveyi ne kadar çok sevdiğimi. Özellikle de Filtre Kahveyi. Dün bu mekanda üç farklı yöntemle demlenmiş iki farklı kahve (Ethiopia ve Kenia) denedim. Kenia ve Ethiopia sıcak olarak içilen kahveler. Kenia yüksek asitli ve biraz daha yoğun aromalı bir kahve ki ben bunu Ethiopia'dan daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Son olarak Cold Brew adı üstünde soğuk olarak tüketilen bir kahve ki bu kahve yaklaşık 11-12 saat boyunca orta boyda çekilmiş kahvelerin demlenmesiyle yapılıyor. Bu kahvenin yapımında da yine Türkiye'de en fazla Kenia kahvesi kullanılıyormuş. Hı söylemeyi unutmayayım Cold Brew bence çok muhteşem bir kahveydi. Ağır kahve sevmeyenlere ağır geldiği de dün arkadaşım sayesinde tescillendi. Kendisi pek beğenmedi. :)
Kahveleri hakkında söyleyebileceklerim bu kadar. Mekan çok hoş. Yukarıda da bahsettiğim gibi küçücük, samimi ve çok otantik bir havası var ve enerjisi o kadar yüksek bir cafe ki, gittiğinizde enerji depolayıp çıkıyorsunuz resmen. 
Ben bu 'Kahveyi Sanata Dönüştüren Güzel Mekan'ı çok çok beğendim ve fırsat buldukça gidip, farklı içeceklerini de deneyeceğim. Mersin'de olan arkadaşlarıma şiddetle tavsiye edebileceğim hoş bir mekan. 
Yazımı No: 6 Coffee Shop'tan birkaç fotoğrafla bitiriyorum ve yorumlarınızı bekliyorum.






 Son olarak No: 6 Coffee Shop'a ulaşmak için;
İnönü Mah. 1405sk. No:26E Yenisehir/Mersin Otto Burger Çaprazı
instagram: no6coffeeshop

instagram: nrmnpnr
snapchat: nrmnpnr






12 Ekim 2016 Çarşamba

MİM'lendim 😇

Merhabalar. Bir süredir takip ettiğim bloglarda gördüğüm MİM olayını ben de yapmak istiyordum ve bugün sevgili sofistikedusunur blog arkadaşım bugün beni kendi yayınında mimlemiş. E ben de hemen yazımı yazayım o zaman dedim.

Soruları cevaplamaya başlamadan önce MİM olayını kısaca açıklayayım. Mim kelimesinin asıl anlamı "işaret etmek" demek. Blog dünyasında ise mimlemek bir konu hakkında yazı yazıp bu yazıyı bir veya bir kaç kişiye işaret ederek onlara da paslamak demektir. Yani böylece o kişiler de mimlenmiş oluyorlar.

Sofistikedusunur'u beni mimlediği sorulara geçebiliriz artık. :)

1) Blog Yazmaya Nasıl Başladın?

-Uzun bir süre boyunca hep bir blogum olsun istemiştim ama blog açıp yazmaya bir türlü cesaret edememiştim. Birkaç ufak deneme yapıp başarılı olmadığımı düşünmüştüm. Ama artık kendime biraz daha güvenmeye başladığım dönemlerde çok yakın dostum Büşra'nın ve yurttan oda arkadaşım Büşra'nın destekleriyle blog açıp yazmaya karar verdim ve böylece başlamış oldum.


2) Bloguna Daha Önceden Yazmadığın Bir Tarzda Yazacak Olsan Bu Ne Olurdu?

-Büyük ihtimalle kozmetik, bakım ve makyaj üzerine bir yazı yazardım. :)

3) Bloglarda Okumayı En Çok Sevdiğin Konular Nedir?

-Kitap ve film inceleme yazıları, deneme türü yazılar, kozmetik ürün deneyimleri ve DIY yazılarını okumayı kesinlikle çok seviyorum.

4) Hayatta En Çok Yapmak İstediğin Şey Nedir?

-Bu biraz fazla kapsamlı bir soru gibi geldi bana. Hayatta yapmak istediğim birden fazla şey var ve bunları en çok ya da en az diye sıraya koymam sanırım çok mümkün değil. Hayaller ve hayatlar diyoruz ya hani, hayallerim üzerinden değil de hayatım üzerinden en çok yapmak istediğim şeyi söyleyecek olursam, şu aralar sürekli düşündüğüm konu ilerde mutlu olabileceğim bir yerde, beni mutlu eden kişilerle birlikte, sevdiğim işi yapmak diyebilirim.


Sevgili sofistikedusunur'e beni mimlediği için çok çok teşekkür ediyorum ve ben de bu yazımı okuyup henüz mimlenmemiş olan tüm arkadaşları mimliyorum. En kısa zamanda mim yazılarınızı bekliyorum. :)

Görüşmek üzere...

10 Ekim 2016 Pazartesi

Tiki Kızlar Marshmallow Yer 🍡

Merhaba arkadaşlar. Bugün çok farklı bir yazı ile karşınızdayım. Bazen ufak değişiklikler yapmak lazım. :) Bugün işin biraz eğlencesindeyim, yayının başlığından da anlaşıldığı üzere.

Öncelikle böyle bir şeyler yazmak -yazmak değil aslında karalamak- nereden aklıma geldi onunla başlayayım. Dün Büşra ile görüşmek için dışarı çıktım. Gün içinde o kadar güldük ki en son trende kendi kendime "Tiki kızlar Marshmallow yer" diyip duruyordum. Sonra dedim ki ben bu cümleyi kullanayım. Ha bu tiki kızların marshmallow yeme olayına nereden geldiğimizi ise en son açıklayacağım.

Dün yaşadığımız ufak anılarımızı sizinle paylaşmak istiyorum. Amacım sadece okurken yüzünüzde bir tebessüm oluşturabilmek. Yaşamımızın bazı noktalarında hepimiz zor dönemlerden geçiyoruz ve böyle zor zamanlarda kafamızı dağıtacak saçma sapan şeylerle uğraşmak bile iyi gelebiliyor. Bu yazım da sırf bir değişiklik olsun, biraz eğlence olsun diyorum. Mesela dün biz Starbucks'a gittik, çünkü Starbucks'ı da severiz. Pumpkin Spice Latte denemek istesek de latte sevmeyen iki kişi olarak bundan vazgeçtik. A biz vazgeçtik ama barista bize denettirmekten vazgeçmedi. "Şekerli kahve seviyorsanız yine de denemelisiniz." dedi. Pardon da biz kahvede şeker de sevmeyiz dedik. Sonuç mu? Elbette sade filtre kahve içtik. :) En önemli detayı unutuyordum neredeyse. En son yazımda sizinle hakkımda bazı şeyler paylaşmıştım ya, orada aslında bir eksik olduğunu farkettim. Ben take-away bardakların kapaklarıyla büyük sorunlar yaşayan biriyim ve %85 içtiklerimi üzerime dökerim. Dün yine o kapağı kapatamamışım vee kahveyi üzerime çok güzel boca etmişim. :D

Daha sonra bir şeyler yedikten sonra en sevdiğimiz şey olan English Home'da takıldık, oradan çıktık ki ne görelim English Home'un hemen yanına A.101 açılmış. Durur muyuz? Tabii ki hayır, hemen girdik. Farklı içecek deneyimlememize burada da devam edelim dedik ve Redbull'un Summer Edition Tropikal Meyveli içeceğini ve adını bile hatırlamadığım kırmızı portakal-limonlu gazlı içecekten aldık. Bir de Marshmallow. :) (Çünkü ben Eti Puf dışında hiç marshmallow yemediğimi söyledim.)
Redbull Tropikal Meyveli içeceğimizin tadı idare ederdi fakat diğer içecek için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Dün o içeceğin tadına dair yaptığım yorumu burada sizlerle de paylaşmak istiyorum. Yedigün Kan Portakal'ının ucuz hali :) Ama gerçekten öyleydi.

Yeterince saçmaladıktan sonra Marshmallow olayına dönelim. Pembe-Beyaz bir Marshmallow aldık. Tabi önce ben denedim pembiş olanı. Sonuç: Amaçsız bir yiyecek olduğuna karar verdim. Tabi ben bunu söyledikten sonra Büşra bana "Aa aa ama tiki kızlar Marshmallow yer" dedi ve tabi bizi orada bir gülme aldı. :) Sonra kalanları Büşra evde pişirip yemeyi denemiş ama çok kötü olduğunu söyledi. Bu da böyle bir anımızdı. :D

Yazının başında da dediğim gibi bugün amacım sadece bu yazıyı okurken sizlerin yüzünde ufak da olsa bir tebessüm oluşturabilmek. Ben bu yazıyı yazarken bile dün yaşadıklarımızı düşündükçe gülüyorum ve umarım sizde de böyle bir etki oluşturabilirim.
Her şekilde yorumlarınızı bekliyorum. :)

Yüzünüzdeki tebessüm hiç gitmesin. Mutlu günler...

7 Ekim 2016 Cuma

Beni Tanıyın | Hakkımda Bazı Şeyler

"Kendini tam olarak tanımadan, kendinize eksiksiz bir güven duymanız mümkün değildir." 
Arnie Warren

Merhaba. Bu aralar takip ettiğim bloglar arasında denk geldiğim "Hakkımda 15 Gerçek", "Beni Tanıyın" tarzı yazılardan sonra ben de böyle bir yazı paylaşmaya karar verdim. Aslında böyle bir şey yapmak istememdeki ilk neden geçenlerde görüştüğüm bir arkadaşımın beni blogum sayesinde daha iyi tanıma fırsatı bulduğunu söylemesi. Yani düşündüm ki ben eğer kendime dair bazı bilgileri paylaşırsam beni daha iyi tanırsınız. Sonuçta hepimiz takip ettiğimiz kişilerin kim olduğunu merak ederiz. Kişi hakkında ne kadar çok şey bilirsek, yaptığı işleri, çevresini ve dünyasını daha iyi anlar ve o kişiyi kendi hayatı çerçevesinde değerlendirme imkanına sahip olabiliriz.

  1. Adım Nermin. 22 Yaşındayım. İmam-Hatip Lisesi mezunuyum ve çok zorlu yollardan ilerleyerek İngilizce Öğretmenliğini kazandım. Şu an başarılı bir son sınıf öğrencisiyim.
  2. Çok fazla para kazanıp mutlu olmamaktansa, az kazanıp mutlu olacağım bir şeyi yapmayı tercih ederim.
  3. Resim, süsleme, el işi yapmayı çok seviyorum. İnanılmaz derecede desenli bant hayranlığım var. Ve son zamanlarda dikiş yapmaya alıştım. Kendi kendime bir şeyler dikmeyi ve onları giymeyi seviyorum.
  4. İnanılmaz derecede anı biriktirmişliğim var. Ortaokuldan beri biriktirdiğim anılarım şu an 3 kutuyu dolduruyor. (Hatta sevdiğim insanlarla gittiğim yerlerden tuz-şeker alıyorum. Annem bir gün kıtlık olursa aç kalmayacağımı söylüyor)
  5. Diğer insanlardan farklı olduğuma inandığım nokta: Kaburgamın yamuk olması
  6. Birinin bana adımla seslenmesi çoğu zaman garibime gider.
  7. Güneşe alerjim var. 
  8. Sürekli kullanmasam bile kulaklığım yanımda değilse kendimi eksik hissederim.
  9.    Vanilyalı mum kokusuna bayılıyorum.
  10.    Farklı içecekler denemeyi seviyorum.
  11.  İleride evimde en fazla olacağını tahmin ettiğim şeyler defter, kalem ve bardaklar. (Kitap ve dergilerimden sonra tabii ki). Önüme gelen her defteri beğeniyorum.   
  12. Okurken en çok ağladığım kitap: Çanakkale Mahşeri - Mehmet Niyazi
  13. İmkanım olduğunda ilk gitmek istediğim ülke: Yunanistan
  14. Kendimde en sevmediğim özelliğim: Fazla detaycı olmam.
  15. en çok kullandığım sosyal medya uygulaması: Snapchat (nrmnpnr)
  16. Beni en çok motive eden şarkı: Little Mix-Little Me
  17. Hayatımın mottosu: Her hayal zamanı geldiğinde gerçekleşir.
  18. Son bir yıl içinde gittiğim ve en fazla beğendiğim yer Uzungöl. Orada bulunduğum süre içinde her beş dakikada bir “çok güzel ya” diyip durmuştum.
  19. Öyle bir imkanım olsa Trabzon’da geçirdiğim zamana geri dönmek isterdim.
  20. İlk tek başıma yaptığım uçak yolculuğunda çok korkmuştum. Çünkü uçak arızalanmış ve rötar yapmıştı. Rötardan dolayı aktarmalı uçağıma yetişemezsem ne yaparım diye düşünüp telaşlanmıştım.
  21. Son zamanlarda yaşadığım en saçma şey gittiğim doktorun her şeye bilmiyorum deyip beni göndermesi.
  22.  Hayatta kendimden ayiramayacagim en önemli parçam: Büşra  :) (Artık Büşra'nın kim olduğunu biliyorsunuzdur. Kardeşim. 
  23. Benim kendimde ilginç ya da farklı bulduğum, beni tanımanız için faydalı olabilecek bazı şeyler bunlar. sizin de benzer yönleriniz, yaşadıklarınız ya da benimle paylaşmak istediğiniz bir şey olursa mutlaka yorum bırakın ya da benimle iletişime geçin. 


 Faydalı olabilmek dileğiyle... Görüşmek üzere...


  1. Çantamı kendim diktim ve boyadım. :)







3 Ekim 2016 Pazartesi

Liberal Arts (Özgür Sanatlar) | Film İnceleme

Ayrılamadığın her yer bir hapishanedir.
-Liberal Arts
Selam arkadaşlar. Bugün ki filmimiz Özgür Sanatlar, orijinal adıyla Liberal Arts.
Bu filmi ilk defa birkaç sene önce izlemiştim. O zamanlarda pek anlamamış ve aşırı sıkılmıştım.  Sonra bir karar verdim ve bu filmi tekrar izledim. İyi ki izlemişim. :) 
Not: Sıkıcılığı konusunda hala ısrarcıyım. Biraz durağan bir film olduğun için izlerken sıkılabiliyorsunuz. Hiçbir aksiyonvari şey yok filmde. Ama zaten böyle bir konuyu da daha başka nasıl verebilirlerdi bilmiyorum.
2012 yapımı olan bu filmin senaristliğini, yönetmenliğini How I Met Your Mother dizisinden tanıdığımız Ted Mosby yani Josh Radnor üstleniyor. Radnor sadece bununla kalmayıp başrolünde de kendisi oynuyor. Filmin oyuncuları arasında Elizabeth Olsen ve Zac Efron'da bulunuyor.
Konusu: 30lu yaşlarında olan Jesse, okuduğu üniversitedeki hocasının emeklilik partisine davet ediliyor. Orada Zibby adında üniversiteli genç bir kızla tanışıyor ve aralarında bir bağ oluşuyor.  
Konusunun çok iyi olduğunu da söyleyemem ama filmde yansıtılan bazı düşünceler, kitaplar hakkındaki yorumlar, klasik müziğe karşı oluşturulan bakış açısı filmi izlenmeye değer kılan etmenlerden.
Film hakkında söylemek istediklerim bu kadar. Son olarak bir üniversite son sınıf öğrencisi olarak Jesse'nin okulda olmanın iyi yanlarından bahsettiği konuşmasını sizlerle paylaşıyorum. 
Filmi izleyenleriniz varsa yorumlarınızı beklerim. Biraz tartışabiliriz film hakkında bence. ;)
-Jesse: Sanırım burada olmanın en çok sevdiğim yanlarından bir tanesi insana her şeyin mümkün görünmesi. Önünde sınırsız sayıda seçenek var. Okul bittiğinde, her şeyin gerçekleşme ihtimali var ve okul cidden bittiğinde hayat denilen olay başlıyor, anlıyor musun? Kararlar verilmiş. Önünde duran o kadar seçenek artık orada değiller. Bir noktada anlaman gerekiyor...
-Dean: Buranın nesini bu kadar çok sevdin?
-Jesse: Bazı şeyleri sadece şu an yapabilirsin, anlıyor musun? Bütün gün oturup kitap okuyabilirsin, fikirler hakkında harika konuşmalar yapabilirsin. Dünyadaki insanlar, bunları yapamazlar. Bi' düşün. Burada oturan herkese gidip "ben bir şairim" diyebilirsin. Ve hiç kimse gelip de yüzüne yumruk atmaz.Yani, bu da hiç yoktan iyidir.
Son olarak en beğendiğim repliği de buraya bırakayım. 
"Çoğu zaman dışarıdayken yatakta kitap okuyor olsam kendimi daha mutlu hissederdim diye düşünüp duruyorum ve bu benim keyfimi kaçırıyor."
Aynı fikirde olanlar var mı? :)

2 Ekim 2016 Pazar

Bir Pazar Günlüğü

Benim fikrimce bir şeyi fotoğraflayana kadar onu gerçekten gördüğünüzü iddia edemezsiniz.
-Emile Zola


Bir pazar akşamından merhabalar. Nasılsınız bakalım? İtiraf etmeliyim ki ben kendimi çok iyi hissediyorum. Dünden beri durmadan bir şeyler yemenin verdiği mutluluğun dışında bugün doğal bir ortamda enerji depolamak çok iyi geldi. 
Bugün çok fazla bir şey yazmayacağım. Dün akşam arkadaşım biraz değişik bir şeyler yapalım dedi ve biz de değişiklik olarak sabah kahvaltılıklarımızı alıp bir piknik çantası yapıp üniversitenin içinde 'Vadi' dediğimiz yere gittik. Piknik edasında bir kahvaltıdan sonra kitap, dergi okuduk. Ben biraz soru çözdüm ve ve en önemlisi fotoğraf çektik. 

Evet daha başka neler yaptığımı şimdi bir köşeye bırakalım ve neler çektiğime bakalım. Fotoğraflar hakkında da yorumlarınızı bekliyorum.

Mutlu pazarlarınız, çok daha mutlu pazartesileriniz olsun. :)

Not: Bir de buraya bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine dinlemiş olduğum ve iki gündür bıkmadan dinlediğim şarkının linkini bırakıyorum. Bence bir göz atın. ;)






Model: Betül S.