13 Kasım 2016 Pazar

Kırmızı Çiçekli Perde

Hiçbir şey kalmamıştı artık. Tuttuğu el gitmiş, baktığı ayna kırılmış, çektiği kırmızı çiçekli perde yırtılmıştı. Gözlerini kapatıp açtı, belki her şey geri yerine gelir ümidi ile… Gözlerini tekrar açtığında her zaman yanı başında duran küçük not defterini, sayfaları açık bir halde yatağının diğer tarafında durduğunu fark etti. Uzanıp defteri alacakken ince, naif bir ses işitti arkasından. Dönüp sesin kime ait olduğuna bakmak istedi.
İşte tam o anda birden yataktan fırladı. Gördüğü rüyanın etkisiyle yatağının yanında duran şifonyerin üzerinden su dolu bardağı aldı ve bir yudum su içti. Kafasını bir sağa bir sola çevirerek ne olup bittiğini anlamaya çalıştı. Yataktan kalktı, kırılmış olarak gördüğü aynasının karşısına geçti. Kendisine baktı ve o anda içeri doğru esen hafif rüzgârla saçları uçuştu. Pencereye doğru yöneldi, kırmızı çiçekli perdesinin bir ucunu tuttu ve sanki saf ipek bir kumaşa dokunup, onu hissedermişçesine perdeyi elinde evirip çevirdi. Pencereyi kapatmak istedi, tan yerinin ağarmasıyla gelen o hafif esinti ona hep bir rahatsızlık verirdi. Elini pencerenin koluna uzattığında bahçede, sakız ağacının altında uçuşan kağıt parçalarını gördü. Sonra hatırladı… Dün akşam neler olduğunu, neler yaptığını hatırladı. Gözünden bir iki damla yaş akmaya başladı.
Ağacın altındaki kağıt parçaları esintiyle birlikte etrafa dağılıyordu. O sırada önünde bir parçasını gördü, birleşmiş iki el… Durdu. Fotoğraf parçasına baktı. Tutamadı gözyaşlarını… İçinde biriken damlalar, şimdi bir sel olup taşıyordu gözlerinden. Oysa dün o fotoğrafları parçalarken, birer parça da kendinden, kendi içinden bir şeyleri de atıyordu ortalığa. Unutacaktı böylece. En azından unutacağını düşünüyordu. Ama olmamıştı işte. Olamazdı. Bir gece de fotoğraflar yok edilse bile, duygular yok edilemezdi. Silinemezdi yaşanan zamanlar, unutulamazdı hatıralar…
Sonra arkasını döndü, kapattı pencereyi, çekti kırmızı çiçekli perdesini. Aldı eline her zaman yanında duran not defterini. Bir bir yırttı sayfaları, kimilerini yaktı, aynasını da kırdı. Arkasından gelen naif ses ‘Ağlama!’ derken bile, akıttı tüm gözyaşlarını…


6 yorum: