26 Ekim 2017 Perşembe

Ruhumuzu Dinlendirelim 2 | Müzik

Sizce de en çok ruhumuz yorulmuyor mu?

Haydi, biraz dinlendirelim ruhumuzu...

MFÖ - Aşkın Kenarından


Ezgi'nin Günlüğü - Eksik Bir Şey



Hüsnü Arkan & Cem Adrian - Gönül Yarası 



Deniz Tekin - Benim Aşık Olmam Gerek

24 Ekim 2017 Salı

Birbirinden Farklı 2 Film Önerisi | Filmler

"İyi bir filmin kusurları olması gerekir. Hayat gibi, insanlar gibi."
*Federico Fellini


Merhabalar herkese.
Geçtiğimiz iki hafta içinde üç film izledim. Fakat bunlardan iki tanesini sizlerle paylaşacağım.

İlk filmimiz: Taare Zameen Par
Yani: Her Çocuk Özeldir

Birçok kişiden bu filmi izlemem gerektiğine dair yorum almıştım. Üniversitedeyken ders kapsamında birkaç sahnesini de izlemişliğim vardı. Fakat baştan sona açıp hiç izlememiştim. Ki iki hafta önce iş arkadaşımın tekrar önerisi üzerine filmi açıp izledim. Hakkında çok bir şey yazmayacağım çünkü birçoğunuz izlediniz, ya da biliyorsunuz. :)
Her eğitimcinin, ya da her bireyin izlemesi gereken bir film. Disleksi'ye karşı bakış açınızı geliştiriyor, insanlara nasıl faydalı olabileceğimizi gösteriyor ve herkesin mutlaka yapabileceği bir şeylerin olduğunu ispat ediyor. Bu arada disleksi 'okuma, yazma ve konuşmada yaşanan bir sorun'.




Diğer filmimiz ise: The Girl on the Train
Yani: Trendeki Kız
Bu filmin aslında kitabı varmış. Kitabını görmüştüm fakat henüz okumadım. Filmde yolları kesişen, psikolojik açıdan sıkıntıları olan iki kişinin hayatlarından bir şeyler anlatıyor. Filmin en çok beğendiğim ve kafamı kurcalayan yönü, daha doğrusu beni çeken yönü; bir sahneyi flashback olarak gösterip, zihinde neler oluyor sorusunu uyandırıp, sonrasında durumu hiç beklemediğiniz bir şekilde açıklıyor olması. Tüm filmi büyük bir heyecanla izledim ve sonunda yok artık diyerek kaldım yine.
Ayrıca bana bir noktada ilham oldu bu film. Psikolojik ve dram filmi olan Trendeki Kız'ı da izlemenizi tavsiye ederim.

Not: Yüksek lisansın zor ve yoğun olacağını tahmin ediyordum, ama bu kadarını değil. Kafamın doluluğundan çok fazla burayla ilgilenemiyorum. Affedin!

Görüşmek üzere...

18 Ekim 2017 Çarşamba

İyi Ki’lerime Teşekkür 💕 | Benim Yazılarım

Selam sevgili blog ailem.
Üstüste Gezdim Gördüm yazısı yazdığımın hiç farkında değildim. Nasıl farketmedim bilmiyorum diyeceğim ama demiyorum. Çünkü o kadar dalgınım ki bu aralar. Hatta kısaca bugünümden bahsedeyim sizlere. Sabah 7de alarmım çaldı ve neden 7de uyandığımı sorguladım. 7.35te kalkan servise binmem gerekirken, saat 7.38de servise binmem gerektiğini hatırladım, ki o ana kadar neden 7de uyandım ben diye sorup durdum kendime. Tabii burada bitmiyor dalgınlığım. Yoldayken kahvaltı yapmadığımı hatırladım ve poğaça alayım diye cüzdandan para çıkarayım dedim. O sırada farkettim ki cüzdanımı yanıma almadan çıkmışım. İlk defa böyle bir şey yaptım, cüzdanım olmadan dışarı çıktım. Ve yanımda yol param dahi yoktu. Neyse ki banka kartı olmadan para çekme diye bir şey varmış da öyle para çekebildim. 😂
Evet sabahım böyle başladı. Günüm durgun geçti çünkü annemi özlediğimi hissediyorum bu aralar. Bir de yanımda olmasını en çok istediğim kişilerin benden çok uzaklarda olduğuna üzülüyorum.
Ama artık yalnız hissetmiyorum kendimi. Buradan da teşekkür etmek istediğim biri var. İş arkadaşım Asfiyanur. Enerjisi ile beni bugün hayata döndürdü. Öyle güzel hissettirdi ki bana kendimi. 💕
Bugünün güzelliklerinden biri de canım Elif”imin böyle bir günde elime ulaşan mektubu, sözleri, hediyeleri. Öyle iyi geldi ki yazdıkları bana. Bir de kahve çekirdekli çikolataları 😍
Bir teşekkür de sevgili komşum Gamze’ye. Buradaki en birinci arkadaşım. Hadi gel Starbucks’a gidelim diyorum, hiç kırmıyor beni. Ve her gün birbirimizi görüp günümüzün nasıl geçtiğini anlatıyoruz. 😌
Veee son olarak iki teşekkür daha. Manevi kardeşlerim Büşra ve Gizem. Her şekilde yanımda olduklarını sonuna kadar hissettikleri için, her zaman beni destekleyip, beni kendime getirdikleri için..

Hepiniz iyi ki varsınız. Hepiniz en güzel iyi ki’lerimsiniz. 💕

17 Ekim 2017 Salı

Buram Buram Geçmiş Kokusu *Cumalıkızık | Gezdim Gördüm

Merhabalar herkese. Bu kadar yoğun bir programımın içinde pazartesi iptal olan derslerimin boşluğunu fırsat bilerek Bursa'da görmek istediğim yerlerin başında gelen Cumalıkızık'a gittim dün.
O kadar çok duymuş, o kadar çok fotoğrafını görmüştüm ki Cumalıkızık'ın, gitmesem bir şeyler eksik kalacaktı.
Cumalıkızık UNESCO tarafından koruma altına alınan ve 1300lü yıllardan günümüze kadar en iyi korunmuş olan eski Kızık köylerinden birisi.
Bir de bir zamanların dizisi Kınalı Kar bu köyde çekilmiş. :)

Cumalıkızık'ta yaklaşık 270 tane ev var. Evler genelde 2 katlı ve renk renk boyalı. Mor, mavi evler ağırlıkta. Hatta bir tane de tupturuncu bir ev gördüm. :D Aynı zamanda yürüyerek tüm köyü baştan sona bir saat içinde dolaşabiliyorsunuz. O eski tarih kokan sokaklarda kaybolmak imkansız. Çünkü her yol ana yola çıkıyor. :)

Etrafta çok fazla kahvaltı yapılacak yer var. Zaten Bursa'lıların haftasonu kahvaltısı için en çok tercih ettikleri yerlerden birisi Cumalıkızık. Gidip gezilecek birkaç tane konağı, Küpeli Ev'i ve bir müzesi var. Fakat ben henüz onların içlerini gezmedim. Bir sonraki gidişimde mutlaka gezeceğim. Ayrıca etrafta hediyelik eşyaların da satıldığı tezgahlar bulunuyor.
Not: Cin aralığı denilen o araya giremedim. Çünkü tadilat vardı. Neden tüm tadilatlar beni buluyor henüz anlamış değilim. :( Bu arada Cin aralığı denilmesinin nedeni de Kurtuluş Savaşı döneminde düşmandan kaçan askerlerin o aralığa girince yok olduklarına dair bir rivayet varmış. Ondanmış. :)

Şimdi sizleri çektiğim fotoğraflarla bırakıyorum.
Not: Fotoğraf makinem olsaydı her şey çok daha güzel olurdu. :D
















2 Ekim 2017 Pazartesi

Güzel İnsanlar ve Hoş Bir Mekân | Gezdim Gördüm

Mekânları anlamlandıran insanlar vardır, insanları bağlayan güzel anlar da...

Bursa'ya geldiğimden beri çok farklı bir psikoloji içindeydim. Bunu neredeyse şu sıralar her yazımda dile getirdim ama artık çok çok iyiyim. Özellikle de son birkaç gündür, çook daha iyiyim. Bana iyi gelen insanlar var artık çevremde. :)

Çalıştığım eğitim kurumundaki sevgili hocalarımın bugün sabah için kahvaltı planları vardı. Davet etmişlerdi beni ama yüksek lisans derslerim olduğu için gidemeyecektim. İnanılmaz üzüldüm bu duruma. Ama sonra hocalarımın ısrarlarına dayanamadım ve sabah dersini ekip kahvaltıya gittim. İyi ki gitmişim! Öyle iyi geldi ki farklı bir şeyler yapmak... Hem de böylesine güzel insanlarla... Çalıştığımız kurumda 'hepimiz bir aileyiz' diyorlardı. Evet gerçekten öyleymiş. Bunu çok güzel hissettim. Tüm öğretmen arkadaşlarıma buradan sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Biliyorum okuyacaksınız bunu. :) İyi ki birlikte çalışıyoruz. :)

Evet şimdi gelelim bu güzel insanlarla, güzel zaman geçirdiğimiz bu harika mekâna... Bursa Dobruca Köyü diye geçen bir civarda Dere Bahçe isimli bir restorana gittik. Tamamen doğayla iç içe olabildiğiniz bir yer burası. Restoranın ortasından küçücük bir dere akıyor, su şırıltısı ve kuş sesleri sizlerin sohbetine eşlik ediyor. Ayrıca havası o kadar serin ki!
Sizler için birkaç fotoğraf çektim. Onları da buraya bırakıyorum. :)
Eğer bir gün yolunuz bu taraflara düşerse bir kahvaltıya gidin derim. :)
Görüşmek üzere...





29 Eylül 2017 Cuma

Temple Grandin | Film

“Yeni bir dünya için, yeni kapılar açmalısın!”
-Temple Grandin

Merhaba herkese. Uzunca bir süredir film izlemediğimin, izleyemediğimin farkındaydım. Buna bir son vermek istiyordum ama önceliklerimi hep farklı şeylere veriyordum.
Bu arada aslında en son filmi Bursa'ya gelirken otobüste izlemiştim. Ama inanır mısınız ne izlediğimi bile hatırlayamıyorum. :D

Evet bugün işten geldikten sonra hemen film izlemek istedim. En azından aklımdayken izleyeyim ve en azından kendimi mutlu edecek bir şeyler yapmış olayım diye. 


Filmimiz Temple Grandin. Gerçek bir hikayeye dayanan, ödüllü, biyografik bir film. Öncelikle Temple Grandin kim ondan bahsedeyim.
Temple Grandin 1947 doğumlu, Amerikalı hayvan bilim uzmanı, yaz
ar, otizm aktivisti ve hayvancılık sektöründe hayvan davranışları alanında danışmanlık yapan, Colorado Devlet Üniversitesi'nde bir profesördür. Hug box yani Sarılma Kutusu adı verilen, otistik çocukları sakinleştirmek için kullanılan bir cihaz geliştirmiştir.
Filmin konusu da Temple Grandin'in yaşam öyküsü.
Temple 4 yaşına kadar hiç konuşmadığı, diğer çocuklarla iletişim kurmadığı, uyaranlara tepki göstermediği için annesi tarafından doktora götürülür ve doktor tarafından Otistik tanısı konulur. O dönemlerde Otizm'in annenin çocuğa karşı olan ilgisizliğinden dolayı ortaya çıktığı düşüncesi vardır ve doktor Temple'ın annesine de bunu söyler. Fakat annesi bu durumu kabullenmez ve Temple için elinden geleni yapmaya çalışır. Bir kliniğe yatırılması istenilen Temple'i yatılı bir okula gönderir ve Temple orada Fen Bilimleri öğretmeni ile bir yakınlık kurar. Çünkü kendisini anlayan tek kişinin o öğretmeni olduğunu düşünür ve öğretmeninin destekleriyle Temple dahil herkes ondaki üstün yeteneği fark eder. Temple normal insanların görmediği detayları bile görüp, her şeyi zihninde resmetme yeteneğine sahiptir.
Üniversiteye başlamadan önceki yazını teyzesinin yanında geçirir ve orada büyük baş hayvanların sakinleşmesi için kullanılan bir sistem görür. Kendisi üzerinde denediğinde 'sarılma hissi' verdiğini fark eder ve bunun üzerine kendisi de bu makineden tasarlar. İnsanlarla temas kurmayı sevmeyen Temple, bu makine ile otistik bireylerin sarılma ihtiyaçlarını karşılayacağını düşünmektedir.

Üniversiteden sonra master yapar ve son olarak doktora çalışmasına başlar Temple. Master yaptığı sırada büyük baş hayvanların davranışlarından yola çıkarak hayvancılık sektörüne birçok katkıda bulunur. Aynı zamanda dergilere yazılar gönderir ve tanınır hale gelir. Son olarak bir Otizim toplantısına katılır ve orada kendi etrafında dönen bir otistik çocuğun annesi tarafından durdurulmaya çalışıldığını görür. Bunun üzerine oradakilere bu davranışın otizmli bireyler için bir rahatlama davranışı olduğunu, kendi etrafında dönmelerinin onlara sarılma hissi verdiğini anlatır. Ve kendisinden bahseder....

Temple Grandin otizmli bireylerin topluma nasıl kazandırılabileceğinin en güzel örneklerinden. Temple zamanında otizmli bireylere bakış açısının nasıl olduğunu bu film sayesinde anlayabiliyoruz. Fakat bu film, Otizm teşhisi konmuş bireylerin de diğer insanlar gibi toplumda rahatça yaşayabileceğini öğretiyor. 


Şimdi benim için bu filme dair en ilgi çekici şeylerden biri Temple'ın fotoğraflarla düşünme yetisi. Bu özelliği sayesinde bir projeyi baştan sona resmedip, hata payını sıfıra indirebiliyor. Gördüğü her şeyi fotoğraf olarak zihnine kaydediyor. 
Görme engelli oda arkadaşına söylediği söz ise beni çok etkiledi. 'Senin seslerin, benim resimlerim var.'
Ayrıca en can alıcı noktalardan biri Temple'ın öğretmeninin cenazesinden çıkarken ilk defa annesine sarılma eğilimde bulunmasıydı.

Yine yazdıkça yazabileceğim bir yazı oldu bu. Çünkü gerçekten harika bir film Temple Grandin. Mutlaka izleyin. Yorumlarınızı bekliyorum. :)

27 Eylül 2017 Çarşamba

Zaman ve Zaman | Benim Yazılarım

Zaman öldürmekten başka şeyler yapın. Çünkü zaman sizi öldürüyor. *Paulo Coelho


Gerçekten de zaman her şeyi düzeltir mi?
Zamanla her şey geçer mi?
Zamana gerçekten ihtiyacımız var mı?
Bize biraz 'zaman ver' denildiğinde, verdiğimiz zaman kendi isteğiyle mi duruyor orada? Ya da zaman duruyor mu? Zaman durur mu?

Onlarca soru var aklımda, zamana dair...
Zamana ihtiyacım varmış. Alışmam için... Beynimde dönüp dolaşan bazı zararlı düşünceleri yok etmem için...
Ben o zamanı tanıdığımda kendime, gerçekten de girecek mi her şey yoluna?
Ben o zamanı tanıdığımda kendime, alışacak mıyım bunca farklılığa?
Peki, ben o zamanı kendime tanıdığımda, hissedecek miyim artık kendimi ait, bu bulunduğum çevreye?

Onca şey geçiyor hayatımızdan... Yüzlerce saat, binlerce dakika, milyonlarca saniye her bir an... Peki neler geçiyor zamanla birlikte bu dolu yaşamımızdan?

Mesela sen geçiyorsun, o geçiyor, onlar geçiyor... Geçenler, gidiyor. Gidenler geliyor mu peki?
Gelmeyen şeyleri özletiyor zaman. Özlenen şeyler dönmüyor geri.

Sabrı öğütler zaman, oysa odur durmayan. Ben beklerim de, zaman beklemez ki beni...


22 Eylül 2017 Cuma

#20denonce20 | Etkinlik

Selamlar! Nasılsınız? Ben aslında çok yorgunum. Yüksek lisans dersleri + iş çok zorluyor itiraf edeyim. :)

Her neyse, hep 'Ölmeden önce yapılacaklar listesi' yapmak isterdim ama hiç elime alıp öyle bir eylemi harekete geçirmemiştim. Taa ki sevgili canım arkadaşım Elif'im '2020'den Önce Yapılacak 20 Şey' etkinliğini başlatana kadar. Aldım kalemi elime yazdım. 3 yıl var, çok çok uzun vadeli yapılacaklar listesi değil ama beş dakika sonramızı bile bilmediğimiz şu hayatımız için 3 yıl uzunca bir süre... Neyse ben hemen listemi paylaşayım sizinle. Sonra da sizin listelerinizi görmeyi bekleyeceğim. :)


#20denönce20
1. Akademisyen olmak.
2. ELT Konferanslarına katılmak.
3. Alanıma katkı sağlayacak harika bir tez savunmak.
4. Yunanistan turuna gitmek.
5. Prag'a gitmek.
6. Koca bir duvar büyüklüğünde, içi kitaplar ve dergilerle dolu bir kitaplığa sahip olmak.
7. Bir dergide yazı yayımlatmak.
8. Ehliyet almak.
9. En sevdiklerimi kendi evimde ağırlamak.
10. Yüzlerce mektup sahibi olmak.
11. İhtiyacı olan bir çocuğun eğitimine destek olmak.
12. Tüm kahveleri tatmak.
13. Kahve uzmanı olmak.
14. Fotoğraf makinesi almak.
15. Ruh eşimi bulmak.
16. Blog arkadaşlarımdan en az 5i ile bir araya gelmek.
17. Daha taşınabilir bir bilgisayar almak.
18. Sosyal bir topluluğa üye olmak.
19. Fransızcamı geliştirmek.
20. Bugüne kadar hayatıma dokunan tüm insanlara teşekkür etmek.

Evet benim 2020den önce yapılacak 20 şey listem bu kadar arkadaşlar. Biraz idealistçe isteklerimin olduğu aşikar. :D Umarım her şeyi 3 yıl içinde gerçekleştiririm ve 3 yıl sonra sevgili Elif ve etkinliğe katılıp  #benvarım diyen arkadaşlarla İstanbulda görüşürüz. Bu arada canım Elif'imin etkinliğini okumak için de buraya bir tık alayım lütfen. :)
Sizi seviyorum ve listelerinizi bekliyorum. :)

17 Eylül 2017 Pazar

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat | Kitap

... tüm acılar korkaktır, kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir, çünkü bedenimizin her hücresinde yerleşmiş olan yaşama isteği, ruhumuzdaki ölüm tutkusundan çok daha güçlüdür.
-Bir Kadının Yaşamından 24 Saat , Stefan Zweig

Merhabalar hepinize. :)

Düzenimi kurdum, yerleştim, işimi gücümü ayarladım sayılır. :)
Hazır kafam rahatken sizinle görüşelim istedim.
Bu aralar çok fazla kitap okuyamadım. Bugün Stefan Zweig - Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat kitabını metroda gidip gelirken bitiriverdim. Zaten 71 sayfacık bir kitap. Evet bugün ki konuğumuz da bu. :)
Zweig eserleri okumayı seviyorum. Gerçekten kurgusuna hayran olduğum yazarlardan biri. Buhranlı hayatını eserlerinde çok farklı bir şekilde yansıtan bir yazar. Ayrıca daha önce Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu isimli kitabında da dile getirdiğim üzere, karşı cinsin aşkını, tutkusunu bu denli etkileyici anlatabilen bir erkek yazar, bana göre.
Daha önce Satranç ve Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nu okumuştum. Onların yazısına ulaşmak için de kitapların isimlerine tıklayıp, okuyabilirsiniz. :)

Şimdi gelelim Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'e. Yine tutkulu bir kadının hayatının 24 saat içinde nasıl değişebileceğini anlatmış Zweig. Daha doğrusu cesaretli bir şekilde tutkularının peşinden giden bir kadının diyebiliriz.
Olaylar genç bir kadının bir Fransız gençle kaçmasının ardından başlıyor. Anlatıcı; genç kadının tutkularının peşinden gitmesinin ardından ortalığı sakinleştirmeye çalışıyor ve bunun üzerine 60lı yaşlarında bir İngiliz Hanımefendi, anlatıcının bu tavrından etkileniyor. Ona bir not gönderiyor ve İngiliz Hanımefendi başlıyor hayatını değiştiren 24 saatini anlatmaya...
Okurken başlarda sıkıldım -ki her Zweig kitabının başında ben bir sıkılıyorum-, daha sonra olaylar ilerlemeye başladıkça neler olacak diye merakla okumaya devam ettim. Kimi yerde olacakları tahmin ettim ama sadece bir kısmını. Çünkü olay sizi bir noktaya götürecekken, bir bakıyorsunuz farklı bir noktaya gelmişsiniz.
Daha önce de söyledim, yine söylüyorum, Zweig'in beni en çok etkileyen tarafı gerçekten olayları bir kadın gözüyle bu kadar eşsiz anlatabilmesi.
Kitapta ayrıca alıntılanabilecek o kadar güzel cümleler var ki; ilk sayfadan bir tanesini de buraya bırakıyorum.
*İnsanların çoğu sınırlı bir hayal gücüne sahiptir.

Not: Okurken insan şunu da düşünüyor; intihar eden Zweig, acaba intihar etmemek için birilerinden bir yardım beklemiş olabilir mi?

Evet, farklı bir bakış açısı ile bir kitap okumak istiyorsanız, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'i okuyun derim. Bir de okuduysanız yorumlarınızı beklerim. :)

instagram: nrmnpnr

13 Eylül 2017 Çarşamba

Baktıkça Bakasınız Gelecek! | Blog Önerisi

Merhabalar arkadaşlar. Bugüne kadar hiç yapmadığım bir şey yapacağım ve sizlerle bir blog paylaşacağım. Çünkü gerçekten gördüğüm en tatlı, en huzur verici blogların başında geliyor sevgili Ezgi'nin blogu.
İlk keşfettiğim zamanlarda da kendisine söylemiştim blogunun ne kadar hoş olduğunu. Teması, içerikleri ve kendisinin çektiği o birbirinden harika fotoğrafları... Gerçekten blogu açtığınızda her şeye baktıkça bakasınız, okudukça da okuyasınız geliyor.
Takip etmeye en değer nitelikte olan bir blog Ezgi - the girl with the curls. :)

'Blog macerama hoşgeldiniz.' diyerek karşılıyor bizleri ve birbirinden güzel el işleri, örgüler, dikiş nakışlar ve gezilerinden fotoğraflar paylaşıyor bizlerle.
Hala takip etmiyorsanız bence durmayın. Hemen buraya tıklayarak kendisinin muhteşem blogunu takip edin. :)

NOT: İlk zamanlarda benim ilgimi çekmesinin nedenlerinden biri de İngilizce içeriğinin de olması. :D

Görüşmek üzere...

10 Eylül 2017 Pazar

Dile Dolananlar | Müzik

Merhabalar sevgili Blog dünyası. :)

Yeni odamdan sesleniyorum bu defa sizlere. Arkada 'sen geçerken sahilden sessizce, gemiler kalkar yüreğimden gizlice...' çalıyor. Ben de sizlerle bu aralar en çok dinlediğim, dilime dolanan şarkıları paylaşmak istedim. Malum ki Bursa'ya geldiğim günden beri her gün bir yerlere gittiğim için günüm yolda geçiyor ve yoluma da en çok müzikler eşlik ediyor. Buyurun şarkılarımızı dinleyelim. :)

1. İmera - İmera Fera: İki ay önce ilk defa dinlediğim bu şarkıyı son günlerde durmadan dinliyorum ve kendimi onu söylerken buluyorum. :)


2. Jason Mraz - Life is Wonderful: Bu şarkıyı sizinle daha önce de paylaşmış olma ihtimalim çok yüksek, çünkü bende yeri inanılmaz ayrı olan bir şarkı. Asla bıkmadan her zaman dinlediğim nadir şarkılardan. 'It takes some work to make it work...!'

3. Model - Dünya Tek Biz İkimiz: Bu da hayatımın en önemli şarkılarından biri oldu, öyle de kalacak. Çünkü her dinlediğimde manevi kardeşim geliyor aklıma. Not: Çok özlediiim!


4. Marian Hill - Down: Çok çok garip bir şekilde bu şarkıya bayılıyorum diyebilirim. Tınısı mıdır nedir çok ilgimi çekiyor.

5. Little Mix - Little Me: Bu şarkı bana güç veren şarkıların başında geliyor. İnanılmaz motive ediyor beni. Belki de sırf bu yüzden bu aralar çok dinliyorum. Çünkü yabancı bir şehir, yeni bir hayat, yeni bir başlangıç. Motivasyona ve güce ihtiyacım var!



Evet benden bu kadar. Şarkı önerilerinizi de bekliyorum. :) Görüşmek üzere...

8 Eylül 2017 Cuma

Yeni Bir Başlangıç | Benim Yazılarım

Her son yeni bir başlangıçtır...

Merhabalar herkese. Evet muhtemelen yine nerelerdeyim diye soruyor olabilirsiniz. Çünkü doğru düzgün bir gelemedim buralara. İki gün önce itibariyle artık Bursa'da yaşamaya başladım. Burada bir yaşantı, bir hayat kuruyorum artık. Tamamen yabancı bir şehirde, tamamen yeni bir başlangıç yapıyorum.
Bursa'ya yerleşmemin nedeni daha önce de söylediğim gibi Uludağ Üniversitesinde yüksek lisans yapacak olmam. İki yıl sonunda tekrar Adanaya dönmeyi de çok düşünmüyorum açıkçası. :)

Şimdi yine daha önce sizlerle yaz paylaştığım Görükle Starbucks'tan yazıyorum. Artık fırsat buldukça buradayım. Çünkü evimin karşısında burası. :)

Şimdilik Bursaya alışmaya çalışıyorum. Bu kısa da olsa biraz zaman alacak gibi duruyor.
Bu arada buranın insanları Adanadakilerden sonra çok beyaz ve renkli gözlüler. :) Ben renkli gözlü olmasam bile beyazlığımdan yana kendimi adapte edebiliyorum. :D

Umarım her şey yoluna girdikten sonra daha düzenli bir şekilde görüşürüz.
Kendinize iyi bakın, özlüyorum hepinizi...

1 Eylül 2017 Cuma

Sinestezya *Jeffrey Moore | Kitap

'Hangisinin önce olduğunu söylemek güç. İnsan bir şeyleri unutamadığı, akıl süzgecinden doğru geçiremediği ve hazmedemediği için mi depresyona girer, yoksa depresyonda olduğu için mi doğru süzemez ve hazmedemez?' -Sinestezya

Merhabalar, herkese iyi bayramlar efendim. :)

Kapağının desenlerine vurulup, ismi ile ilgimi çeken bir kitaptan bahsedeceğim bugün sizlere. Jeffrey Moore tarafından yazılar 'Sinestezya' isimli eser.
Jeffrey Moore; Adam Fawer'dan sonra gelen henüz keşfedilmemiş bir yazar, olarak geçiyor bazı yerlerde. Açıkçası Adam Fawer kitaplarından hiç okumadım, ama 'Empati'yi en kısa zamanda okumayı planlıyorum. Neden mi? Çünkü Sinestezya ile benzerlikleri çokmuş.

Sinestezya adından da anlayacağınız üzere Sinestezi ile ilgili bir kitap. Sinestezi ne diye soranlarınız var gibi. Hemen söyleyeyim; algılamada duyguların birleşmesi olarak tanımlanıyor. Evet çok anlaşılır bir tanım değil, zaten normal bir insan beyninin sinesteziyi anlaması da zor. Şöyle anlatayım; sizler buraya yazdığım 5 rakamını, 5 olarak görürken, sinestezikler 5 rakamının bir rengi olduğunu söyleyebilirler. Ya da her günün ayrı bir rengi, sesi ya da tadı olabilir. Siz sokakta birinin size seslendiğini duyduğunuzda sadece size seslenme sesini duyarsınız, ama sinestezikler onu herhangi başka bir şeye benzetebilirler. Evet gerçekten anlaması ve anlatması zor bir durum. Kimisine göre bir hastalık, kimisine göre ise bir mucize Sinestezi.
Daha önce birkaç yerde sinesteziye dair bir şeyler okumuştum. İlgimi de hayli çekmişti. Bu kitabın da Sinestezi ile alakalı olduğunu anlayınca hemen aldım.
Konusunu karakterlerle birlikte kısaca anlatayım :
Noel baş sinesteziğimiz. Sinestezi kendisinde inanılmaz bir hafıza gücü yaratmış. Noel'in annesi Stella ise Alzheimer, yani Noel'e göre tamamen ters bir hafızaya sahip.
Norval, hedonist bir yazar. Noel'in yakın arkadaşı. Garip bir hedefi var.
JJ, çocukluk anılarına hapsolmuş ve alternatif tıp (!) ile gayet içli dışlı birisi. O da Noel'in arkadaşı.
Ve Samira, geçmişini silmeye çalışan bir sinema oyuncusu. Norval ve JJ gibi o da Noel'in arkadaşı.
Hepsinin ortak yönü ise Dr. Emile Vorta'nın denekleri olmaları. Bir de asıl konu buadı geçen herkes Stella'nın Alzheimer'ına çare bulmaya çalışıyorlar.
Kitap bazı yerlerde sıkıcıydı, çünkü hep aynı şeyleri anlatıyor gibi geliyordu. Olay akışı zayıftı diyebilirim. Onun dışında Noel'in sinestezik algıları çok başarılı bir şekilde anlatılmış.
Az biraz müzik, fazlasıyla şiir bilgileri de içeren bir eser Sinesteyza.

Bu tarz durumları merakı olan, ya da böyle ilgi çekici konular okumak isteyen herkese tavsiye edebilirim.

NOT: Kitabın sonuna geldiğimde verdiğim tepki çok komikti. Söylesem spoiler olur. :D

Okuyanlarınız varsa düşüncelerini ve yorumlarınızı bekliyorum. Okumayanlardan da tabii. :)
Görüşmek üzere!!

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Marka | Mimlendim

Merhabalar!
Çok çok sevgili, pek değerli, canım arkadaşım Elif (Bir Küçük Elif Meselesi blogunun sahibesi) beni Marka mimine davet etmişti birkaç gün önce. Ben de daha fazla vakit kaybetmeden yapıvereyim dedim. Bu arada onun yazısını okumak için buraya bir tık, please! :)
Çok fazla marka takıntım ya da marka olayım yoktur diyerek başlıyorum. Umarım beğenirsiniz. :)

-Markalar arasında favori üçlünüz hangileri?  (Sorumuz bu.:D)

1. Canon: Fotoğraf makinem yok, evet gerçekten, maalesef yok. Ama en sevdiğim fotoğraf makinesi markası Canon. Aslında sadece fotoğraf makinesi olarak değil, printer olarak da Canon'u çok beğeniyorum. Gerçekten çok kaliteli olduğunu düşünüyorum. :)

2. Primark-Atmosphere: Maalesef ki bu mağaza ve marka Türkiye'de bulunmuyor. İrlanda genel merkezli bu mağazayı Hollanda'dayken keşfetmiştim ve inanılmaz beğendim. Kendim gidemesem bile her seferinde istisnasız abimler bana oradan bir şeyler alıp geliyorlar. Hem çok çok ucuz, hem de gerçekten çok iyi ürünleri var. Giyimden, makyaj ürünlerine kadar her şeyleri var. Hatta bundan 3 yıl önce Primark'tan 1 euro'ya tshirt almışlığım var. :D

3. Starbucks: Evet sonuçta Starbucks'ta bir marka. Kahve konusunda en çok beğendiğim marka olur kendileri. Starbucks'ta içtiğim bir Americano'nun, bir Filtre Kahve'nin tadını başka hiçbir yerdeki vermiyor bence. Ayrıca Starbucks dışında hiçbir yerde Mango Passion Fruit yok ya da Berry Hibiscus, Cool Lime. Hepsini çok seviyorum. Starbucks kahve konusunda verdiğim parayı sonuna kadar hak eden bir marka. :)


Evet benden bu kadar. Çok zorlandığımı itiraf etmeliyim. Çünkü gerçekten bariz bir marka olayım yok. :/ Ama yine de çok çok severek yaptım bu mimi. Beni davet ettiği için de Caanım Elif'e kocaman teşekkürler ve kucak dolusu sevgiler...

Henüz yapmayan varsa onları da ben davet etmiş olayım. Bekliyorum. :)

25 Ağustos 2017 Cuma

Yeniden Burada! +Masa Dergi

Akıl gerçeği ararken, alışılmış biçimlerin dışına çıkarsa yolunu bulur.
-Edgar Allan Poe
Merhabalar herkese. Hepinizi öyle çok özledim ki! Neredeyse bir aydır yokum buralarda. Yazamadım hiç. İtiraf edeyim, doğru düzgün okuyamadım da...
Öylesine yoğun bir ay geçirdim ki! Elime kitap bile alamadım. :( Blog ve kendim için çok verimsizdi bu ayım. Ama her şey yavaştan yavaştan düzene girmeye başladı tekrar.
Yine kitap okumaya başladım, yine sizin birbirinden güzel yazılarınızı takip etmeye başladım, yine dergilerimle, defterlerimle meşgul olmaktayım...

Yani artık yine birlikte olabiliriz değil mi? Sizler de özlediniz mi yazılarımı? Son bir haftadır neredeyse her gün yazmayı planladım. Ama ne yazacağıma karar veremedim. Dedim en sonunda 'Bırak düşünmeyi, ne geliyorsa içinden yaz gitsin.' Öyle de yapıyorum şu an. :)

Bu ayın en şaşırtıcı ve en güzel sürprizlerinden birini de sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk sayısından beri çok severek takip ettiğim MASA DERGİsi Eylül-Ekim sayısı için İnstagram sayfasında ufak bir çekiliş düzenlemişti. Kapak konusunun kim olacağını bilen üç takipçilerine derginin yeni sayısını matbaadan çıktığı gibi yollayacaklarını söylemişlerdi. Ben de öylesine yorum yapıp, kapak konusu hakkındaki tahminimi yazmıştım. Meğersem çekilişi ben kazanmışım. Sevgili Masa Dergi Eylül-Ekim sayısını hemen gönderdi bana. Dün ulaştı elime. Ulaşır ulaşmaz da okudum hemen. Ha unutmadan kapak konusu da mucizeler hayal eden bir deha: Edgar Allan Poe. :)
Masa'nın bu sayısı benim ilgimi hayli çekti. İçinde; TRT'nin unutulmaz dizisi, çok sevdiğim Leyla ve Mecnun ile ilgili yazı, sesini çok beğendiğim sanatla harmanlanmış kültür insanı Mehmet Güreli ile röportaj, birbirinden harika yazarlardan bir o kadar harika öyküler ve anlatılar var.
Size de alıp okumanızı tavsiye ederim. :)

Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Bundan sonra yine birlikteyiz.

11 Ağustos 2017 Cuma

Karmakarışık | Benim Yazılarım

Zamanın nasıl geçtiği anlaşılmaz bazen, ya da nasıl geçemediği...
Fiziksel yorgunlukların üzerine eklenir ruhsal yorgunluklar.

Özlemler artar...
Korkular artar...
Tedirginlik artar...

Heyecan başlar zamanla.
Kafalar karışır,
Kararsızlıklar gün yüzüne çıkar yavaşça...

İNCE SAZ - ÇOK AŞIĞIN VAR DİYORLAR


31 Temmuz 2017 Pazartesi

Biraz Nostalji Yapalım | Filmler

Merhaba arkadaşlar. Biliyorum buraları çok boşladım bu aralar. Çünkü bilgisayarımı elime hiç alamıyorum. Telefonumu da çok sık kullanamıyorum. Yurt dışında yaşayan bir abim var ve onlar şu an Türkiye'ye tatile geldiler. Birlikte vakit geçirdiğimiz ve ben iki bıcırık yeğenimle uğraştığım için bloga ve sizlere çok fazla geri dönüş yapamıyorum. Ama mutlaka telafi edeceğim.

Bugün ise biraz nostalji yapmak ve sizlerle eski Türk Filmlerimizden izlenmesi gerekenlerden birkaç tanesini paylaşmak istedim.
Mutlaka çoğunu izlemişizdir. Ama bu listede hala benim de izlemediğim ama kısa zamanda izlemek istediğim filmler var. Buyurun listemize hep birlikte bakalım. :)

1- Hababam Sınıfı Serisi: Ertem Eğilmez yönetmenliğinde çekilen bu seri kesinlikle her Türk'ün en azından bir kere izlemiş olduğu, izlemediyse bile izlemesi gereken bir seri. Ne kadar izlersek izleyelim sıkmayan, her seferinde eğlendiren, hüzünlendiren bir seri...

2- Uçurtmayı Vurmasınlar: 1989 yapımı olan bu film, Feride Çiçekoğlu'nun aynı isimli kitabından uyarlanmış bir eser. Yaşanan olayların 5 yaşındaki bir çocuğun gözünden anlatıldığı bu film kesinlikle izlenmeli.

3- Süt Kardeşler: 1976 yapımı olan ve yine Ertem Eğilmez yönetmenliğinde çekilen bu film, asla sıkmayan, karmakarışık hale gelen olaylarıyla bizleri sürekli tebessüm ettiren, yeri geldiğinde güldürüp, yeri geldiğinde hüzünlendiren nadide bir eser. :)

4- Selvi Boylum Al Yazmalım: 1978 yapımı ve Atıf Yılmaz tarafından yönetilen Türk Sinema Tarihinin en kaliteli filmlerinden biri. İlyas ve Asya'nın yaralı aşklarını anlatır. Defalarca izlenebilecek nitelikte! Ayrıca Cengiz Aytmatov'un aynı adlı eserinden uyarlanmış bir eser.

5- *Gelin: 1973 - Ömer Lütfi Akad (Yönetmen): Gelin - Düğün - Diyet üçlemesinin ilk filmi.

6- *Vesikalı Yarim: 1968 - Ömer Lütfi Akad (Yönetmen): Halil ile Sabiha'nın hüzünlü aşk öyküsü.

(*)İzlemediklerim

**7- Ah Güzel İstanbul - Sadri Alışık: Sevgili Deep Tone'un önerisi üzerine posta eklenmiştir. :)

Şimdilik bu listeyi bu kadarla bırakıyorum. Yorumlarınızı bekliyorum. :)

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Sivas ve Trabzon'dan Geriye Kalanlar | Gezdim Gördüm

Merhabaaaa! Yaklaşık bir haftadır yoktum, söylemiştim Trabzon'a gideceğim diye. Gittim ve bugün döndüm.
Trabzon maceramdan kısaca bahsetmek istedim sizlere. Bir de bol bol teşekkür etmek...

Öncelikle Trabzon'a manevi kardeşim Büşra ve onun yakın ailesi ile birlikte arabayla gittim. Yaklaşık 12-13 saat süren hem eğlenceli hem yorucu bir yolculuk geçirdik. Arabada 8i yetişkin ve 4ü çocuk olmak üzere 12 kişiydik. Büyükçe bir arabayla gittiğimiz için rahat sığdık ama arka tarafta çocuklarla ve eşya dolu kolilerle yolculuk yapmak bizi biraz yordu.

Yol üstü Sivas'a uğradık. Sivas hiç aklımda olmayan bir şehirdi, görmek nasip oldu. Sivas merkezde bulunan Kale Camii'yi, Çifte Minareli Medrese'yi, Sivas Kongre binasını ve Buruciye Medresesi'ni gördüm. Birkaç da fotoğraf çektim. :)


Kale Camii

Buruciye Medresesi

Kongre Binası

Çifte Minareli Medrese



Daha sonra yolumuza Kelkit-Gümüşhane üzerinden devam ettik. Bu arada bir yerde yemek molası verdik ve mola verdiğimiz yer çok güzeldi.

Sonrasında Zigana'dan geçerken koliler az biraz üzerimize yıkıldılar, havasız kaldık, nemden canımız çıktı falan derkeeen Trabzon'a geldiik. :)

İlk gün dinlendikten sonra diğer gün hemen düğün fotoğraflarını çekmeye çıktık. Hı bu arada Trabzon'a manevi kardeşimin düğünü için gittim. Düğün albüm fotoğraflarını da ben çektim.


Geçen yıl nişan için gittiğimde gezme fırsatım olmuştu, yazısını da yazmıştım. Buraya tıklayarak geçen yıl ki Trabzon yazımı okuyabilirsiniz. Bu yıl gezmeye fırsatım yoktu, zaten gezmek için de gitmemiştim. :D


Arsin gün batımı

Dün düğünümüzü yaptık, akşam da ballimi (Büşra'yı) ve eşini tatil için yolculadık. O gittikten sonra biraz duygu seli yaşamış olabilirim. Çünkü onun memleketinde onsuz kalmak zordu. Ama biz yine 2 ay sonra görüşeceğiz. Ve hep birbirimize yakın olacağız. :)




Ben de bugün uçakla Adana'ya tekrar döndüm. Trabzonda tanımış olduğum herkesi o kadar çok seviyorum ki, hepsine kocaman kocaman teşekkürlerimi iletiyorum. Kendimi yanınızda çok iyi hissediyordum.

Evet bu da böyle karmaşık bir yazı oldu. :) Umarım sıkılmadan okursunuz. Görüşmek üzere.

17 Temmuz 2017 Pazartesi

#dogamızdavar | Mim

Merhabalar herkese. :)
Uzun bir süredir mim yazısı yazmıyordum. Sevgili Ece Evren bir mim başlatmış ve birçok blogger arkadaşımız bu mimi yapmış. E ben de yapayım dedim. Ece ablanın cevaplarına ulaşmak için buraya tık tık. :)
Federal Coffee Company - Cold Brew 

Şimdi geçelim sorularımıza ve cevaplarımıza. :)

1- Hayatınızda olmalarına izin vermek için, kişilerde hangi özellikleri ararsınız?
- Dürüstlük, samimiyet ve anlayış. Hı bir de kıskanç olmama. Hayatımda olacak kişinin bana karşı dürüst olmasına çok önem veriyorum. İnsanların ufacık bir yalanları bile hayatımdaki yerlerini büyük ölçüde sarsıyor çünkü. Samimiyet ve anlayış da en önemlilerinden, çünkü samimiyet yoksa hayatımda ne işi var ki birilerinin! Şu kıskançlık olayı da, çok çektim bu konudan da o yüzden mümkünse kıskanç olmayan insanları istiyorum hayatımda. :)

2-Ben ilk bakışta, ya da bir iki görüşte anlarım nasıl bir insan olduğunu diyenleriniz var mı? Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
- Bir insanı ilk görüşte tanıdığımızı söylersek, bir ön yargı yapmış oluyoruz. Burada kısa bir anımı anlatmak istiyorum. Üniversiteye ilk başladığım yıl danışman hocamın yanına dört kişi gitmiştik. İçlerinden biri için 'bu kız iyi birine benziyor bununla iyi arkadaş olurum', diğeri için ise 'asla arkadaşlık yapabileceğim biri değil' demiştim. Ama tamamen ön yargı ileydi. Sonra ne mi oldu? O arkadaş olabileceğimi düşündüğüm kişi ile hazırlık bittikten sonra geri kalan 4 yılımda neredeyse hiç konuşmadım. O diğeri ile 5 yıl aynı odada, aynı sınıftaydım. Ve kendisi üniversiteden bana kalan en değerli insanlardan biri. Canım Gizem! :) Yani diyorum ki, bir insanı ilk görüşte tanıyamayız!

3-Birini sevmeniz için (sevgili, dost, arkadaş, hepsi) size sıcak davranması şart mıdır?
- Evet, ilk soruda da dediğim gibi samimiyet şart! Samimi olmayan, sıcak davranmayan bir insanla nasıl bir ilişki kurabiliriz ki!? Şahsen ben yapamam! Suratı asık insanlardan bile çok haz etmem. Negatif enerji değil, pozitif enerji yaymalı bir insan!

4-Birine iyi bir insan dediğinizde, hangi yönleri bu tespitinizde ağır basar?
- İyi bir insan kavramı geniş ve tanımlaması zor bir kavram. Şöyle bir düşünürsem, kime iyi insan diyorum diye, niyeti, düşüncesi ve anlayışı iyi olanlara iyi diyorum. 


5-Dokunmak nedir sizce? İki manasıyla da rica etsem…

Dokunmak... Ruha dokunmak; sözlerle, bakışlarla, tınıyla ruha dokunmak... Tanımlanamayacak kadar derin...

6-Fedakâr mısınız?
- Herkese ve her şeye, her zaman değil. Gerektiği kişilere, gerektiği konularda fedakar olduğumu düşünüyorum. Eskiden çok daha fedakardım. Ama kendimden ne kadar verdiysem, o kadar kaybettim! 


7-Birinin size iyiliği dokunsa minnet duygunuz sürer mi, o iyilik herhangi bir terslikte referans olur mu? Yoksa ?

- İyiliği dokunana minnet duygum çoğu zaman vardır. Ufak tefek tersliklerde güzel anıları ön plana alan bir insanım. Tek bir terslikte tüm iyi şeyleri asla silmem. Ama affedilemeyecek tarzda hata ya da durum varsa, o zaman yapılan iyilik kefede hafif kalan kısım olabiliyor.


8-Sevgiyi bir iki cümleyle anlatabilir misiniz?

- Sevgi buraya bir iki cümle yazılıp anlatılabilecek kadar küçük bir şey değil ki!


Evet cevaplarım bu kadardı. Umarım beğenirsiniz cevaplarımı. Yapmayan arkadaşlarım varsa buradan sizi mimliyorum! :) 
Görüşmek üzere!


15 Temmuz 2017 Cumartesi

Kısa Bir Yeşil Bursa Yazısı | Gezdim Gördüm

Merhabalar herkesee! Hazır kafam rahatlamışken hemen size yazayım dedim, çünkü benden bir Bursa yazısı beklediğinizi biliyorum. :)

Öncelikle Bursa'ya gitme nedenim tatil değildi. Bunu açıklamak istedim. Uludağ Üniversitesi'nde yüksek lisans yapmak istiyordum, başvurdum ve mülakata çağrıldım. O yüzden apar topar Bursa'ya gittim. Mülakat sonuçları açıklansın, ona göre Adana'ya döneyim derken Enstitüde çıkan bir yanlışlıktan dolayı sonuçların geç açıklanacağını öğrenince hemen bilet alıp Adana'ya döndüm. Lakin o gece yoldayken sonuçlar açıklandı ve kabul edildiğimi öğrendim. Bu yüzden eve döndükten 5 gün sonra tekrar Bursa'ya gittim. Uludağ Üniversitesi'ne kaydımı yaptırdım ve gönül rahatlığıyla evime geldim.
Ha bu arada 4 gün sonra Trabzon'a gidiyorum. :)

Bursa'da iken merkezde gezme imkanım oldu. Orhan Gazi ve Osman Gazi Türbelerine, Ulu Camii'ye, Koza Han'a, Tophane Saat Kulesi'ne gittim. Bunun dışında ismini bilmediğim bazı tarihi yerleri de gezdim. Bir de İnegöl'e gittim. Zaten artık en az 2 yıl Bursa'da olacağım için çok fazla gezmedim. Mesela Cumalıkızık'a gitmeyi çok çok istiyordum ama bunu sonraya erteledim. Koza Han'a da sevgili Tuğçeciğimin önerisi üzerine gittim, ve inanılmaz beğendim. Buradan kocaman teşekkürlerimi iletiyorum kendisine.

Bu arada Bursa benim daha önce görmediğim ama görmeden çok çok sevdiğim bir şehirdi. Tarihi ile, kültürü ile beni çekmişti. Hep Bursa'yı görmek, orada yaşamak istiyordum. Zaten otobüsten inip Üniversiteye geçerken gördüğüm manzaralar Bursa'yı daha çok sevmeme neden oldu diyebilirim. Yeşil Bursa diyorlar Bursa'ya ve gerçekten yeşil ve tam yaşanılası bir yer. Gidip görmenizi tavsiye ederim. Veee ilerde daha çok Bursa yazıları ile karşınızda olmayı ümit ediyorum. Şimdilik kısa bir Bursa yazısı oldu. :) Affedin!!

Görüşmek üzeree!

Çok düzgün fotoğraflar çekemedim ama olanları yine de sizinle paylaşayım. :)
Koza Han


Tophane'den Bursa 

Tophane Saat Kulesi

Surüstü

9 Temmuz 2017 Pazar

Zihinsel Karmaşa | Benim Yazılarım

Merhabalar efendim...

Temmuz ayının 9una geldik ve ben bu ay sadece bir yazı yazabildim, henüz. Yazamıyorum. Sadece yoğunluktan değil, kafamın karmaşıklığından yazamıyorum. Evet bir önceki yazımda da söylemiştim Bursa'ya gittiğimi. Şu an Adana'dayım fakat pazartesi tekrar Bursa'ya gideceğim. Oradan döndükten sonra da Trabzon'a gideceğim.
Döndüğümde sizlere mutlaka bir Bursa ve Trabzon yazısı yazacağım ama. :)

Aslında yazacak şeylerim var. Anlatacak, söyleyecek, paylaşacak çok şeyim var. Fakat öyle farklı bir dönemdeyim ki, zihnimdekileri kelimelere dökmem zorlaşıyor. Kafamın içinden geçen onca şeyi toparlayıp, tek bir bütün haline getiremiyorum. Belki zihnim yoruldu, belki bünyem. Ya da içten içe yolunda gitmeyen bir şeylerim var. Bilmiyorum, bilemiyorum.

Bloga zaman ayıramıyorum bu aralar. Yazılarınızı okuyamıyor, elime kitap bile alamıyorum. Belki de bir süre dinlenmeye ihtiyacım olduğunu hissediyorumdur. Film ya da dizi izleyemiyorum, bir şeyler bile karalamakta zorlanıyorum. Sadece #tarih dergimi okuyorum. Beni geçmişe alıp götürdüğü için, zihnimi bu dönemden uzaklaştırabildiği için belki de sadece ona vakit ayırıyorum.

Bu yaz zihinsel anlamda kendimi yenilediğim, fiziksel anlamda çok yorulduğum ve ruhsal anlamda karmaşıklar yaşadığım bir dönem halinde ilerliyor. Bugün kendi kendime 'biz ne ara Temmuz ayına geldik?!' diye sordum hatta, çünkü zamanın bile farkında değilim.

Bu yazıdan da anlayabileceğiniz üzere inanılmaz karışık bir kafam var. En kısa zamanda toparlayıp, yeni seriler, kitaplar, filmler ve yazılarla birlikte karşınızda olmayı ümit ediyorum. Kendinize iyi bakın.!


The Beatles - I Feel Fine

2 Temmuz 2017 Pazar

Top 5 Kitap Listesi | Kitaplar

Merhabalar arkadaşlar. Bu yazıyı şu an benim için tamamen farklı bir şehirde, alışkın olduğum bir ortamda yazıyorum. 15 saat yolculuğun ardından bu sabah itibariyle Bursa'dayım ve ne kadar süreyle burada olacağım belli değil. Ama ben Bursa'yı çok sevdim. Şu anda da Görükle Starbuckstayım. :D

Şu ana kadar okuduğum kitaplardan en çok beğendiklerimi, beni en fazla etkileyenleri sizlerle de paylaşmak istedim. :) Bu kitapların yazıları blogda da mevcut. Hepsinin linkini ekliyorum. Kitapların isimlerine tıklayarak detaylı yazılarına ulaşabilirsiniz.

1. H. N. ATSIZ - Ruh Adam: Tek kelime ile 'muhteşem'. Hayatımda okuduğum, beni en en en fazla etkileyen, düşündüren, allak bullak eden bir kitap Ruh Adam. Tekrar tekrar okumayı düşündüğüm bir kitap.

2. Nazan BEKİROĞLU - Nar Ağacı: Bu kitabın beni çok etkilemesinin en büyük nedeni 'fotoğrafların içinde zamanda yolculuk' yapılıyor olması. Bir fotoğrafa bakıp, zihninde o dönemi canlandırıp, kendinizi o fotoğrafın çekildiği dönemde, o anda bulmayı siz de istemez miydiniz?

3. Mehmed NİYAZİ - Çanakkale Mahşeri: Okuduğum en etkileyici tarih romanı. Yazarın üslubu o kadar güzel ki, kitabı okurken yaşatıyor. Kaç defa kitabı elimden bırakıp, ağlayıp, tekrar okumaya devam etmiştim. Bunu da ilerleyen zamanlarda tekrar okumayı planlıyorum.

4. William GOLDING - Sineklerin Tanrısı: İkinci Dünya Savaşı döneminde bir adaya düşen çocukların adadaki hayatta kalma mücadelelerini anlatıyor. Lider olma çabalarını da... Bu lider olma çabaları sırasında her çocuğun ayrı bir karakteri, günümüz insanlarının karakterlerini yansıtmış oluyor. Her zaman saf iyi ya da saf kötünün olmadığını, her iyinin içinde bir kötülük, her kötülüğün içinde de bir iyilik olduğunu vurgulayan bu eser gerçekten okunmaya değiyor ve böyle bir listede yer almayı da hak ediyor.

5. Jose SARAMAGO - Bilinmeyen Adanın Öyküsü: Her ne kadar 58 sayfalık bir eser de olsa, içerdiği anlam ve bıraktığı his 580 sayfalık bir esere bedel diyebilirim. Bilinmeyen bir adaya mı yoksa bilinmeyen içimize mi yolculuk ediyoruz?

Not: 5 kitabın da fotoğrafta yer almamasının nedeni; diğer üç kitap arkadaşlarıma aitti ve ben bu fotoğrafı çekerken kitapları sahiplerine çoktaan teslim etmiştim. :)

Bu tarz Top 5 listesi oluşturmaya zamanla devam etmeyi düşünüyorum. İlk olarak dediğim gibi benim için çok anlamlı olan eserleri yazmak istedim. Umarım beğenirsiniz. İyi okumalar!