27 Ocak 2017 Cuma

İstanbul Günlüğüm ❤️️ 2 | Blogger Arkadaşlarla Maceralar

Merhaba arkadaşlaaar! İstanbul Günlüğüm'de İstanbul'daki iki günümü anlatacağım bir yazı olduğunu söylemiştim ve evet biliyorum sizler de bu yazıyı bekliyordunuz. Değil mi? Evet, evet bekliyordunuz. :) Şimdi sizlere sevgili Elif ve sevgili Kız kardeşler ile İstanbulda neler yaptığımızı anlatacağım.:)

Elif’ciğim ile Çarşamba günü buluştuk. İlk buluşma yerimiz aslında Boğaziçi Üniversitesi taraflarıydı fakat o gün öyle bir sis vardı ki! Orada buluşmaktan vazgeçtik. (Adından Rumeli Hisarı’na gidecektik. Sisten hisar görünmüyordu ki. :D) Elif ile Eminönü’nde buluştuk. Buluşmamız da ayrı bir olay. Ben farklı yerde beklemişim, Elif başka yerde inmiş. Ortada camiinin önünde buluşalım dedik, ben cahil, hangi camii onu bile anlayamadım tabii. :D Neyse zor bela buluştuk. Birlikte Mim Kahve’ye gittik, ki ben zaten çook merak ediyordum orayı.
Elifle oturduk çayımızı, kahvemizi için muhabbet ettik. ’20 yıldır İstanbul’da yaşıyorum ama böyle sis görmedim!’ dedi veee yine böyle bir havanın bana denk geldiğini anlamış oldum. :)
Mim Kahve’den sonra birlikte Vapura binip Üsküdar’a geçtik. Vapurda bir teyze vardı, dedikodu gibi olmasın ama böyle bir bakımlı, bir süslü! Bi de ünlü birine çok benziyordu. Dedim acaba ünlü birinin annesi falan mı? Olabilirdi. :D
Üsküdar’da Sea Point isimli bir yere gittik, hava bozuk olmasına rağmen sırf manzara için dışarda oturduk. Sevgili garson ‘Siz zaten manzaraya alışkınsınızdır ya’ dedi ama değildim arkadaşım, misafirdim ben. :) Neyse yemeklerimizi yedik, yine bol bol sohbet edip yollarımızı ayırdık. Çok çok mutlu olduğum bir gün oldu. Teşekkürler Elif’im. :)

Eveet sırada kızkardeşler Esra ve Büşra var. Cumartesi günü, Eyüp Sultan Camii’nin önündeki fıskiyelerin orada buluştuk kızlarla. (Ben cahil hangi fıskiye onu bile anlamadım :D) Sonra Eyüp Sultan’dan Fener-Balat tarafına yürüdük. Aradığımız yeri bulana kadar ooo hooo bir sürü sokağa girdik. Sayemde kızlar da yeni yerler gördüler. :D Bir ara karşımıza bir teyze çıktı, üçümüz de korktuk tabii. :D Telefondan baka baka istediğimiz yeri bulduk, bu Hobbit House falan olan yer var ya Balat’ta, işte orası. :) Biraz fotoğraf çektik falan. Sonra durmadık, yürüdük. (Aramızda kalsın Esra yürümeyi sevmiyor. Biz de taaa Eminönü’ne kadar yürüdük!) Yürümekten yorulmadık desem, yalan olur. Dinlenmek için Mim Kahve’ye gittik. Hava güneşli ama soğuuk! Terasta oturduk önce, sonra hep birlikte içeride, sıcacık yerde oturanlara bakarak psikolojik baskı yapalım dedik, kalksınlar biz oturalım istedik. Neyse sonunda başardık. :D Isındık, dinlendik, muhabbet ettik. Sonraa ‘yaa hepi topu 600 m ilerdeymiş, hadi Büyük Valide Han’a gidelim!’ dedik. Kalktık gittik. Ama çok güzeldi yaaa! Ben çok beğendim orayııı! (Bir sürü insan sıra bekliyordu manzarada fotoğraf için, biz beklemedik, azıcık yanındaki manzaradan çektik fotoğraflarımızı, ne olcak sanki, di mi ama!)
Ay sormayın oradan bir de çarşıda dolandık, kızların alması gereken bir şey vardı. Onun için oradan oraya, oradan oraya gittik durduk! Neyse sonunda bulduk! (Yalnız öyle güzel şeyler vardı ki, bi an oradaki her şeyi alasım geldi :D) O kadar yorulmuştuk ki, Sahaflar Çarşısına gitmek için Tramvay’a bindik. Ben oradan bir dergi ve iki küçük, mini minnoş defter aldım. Sonra da birlikte Metro’ya binip, farklı duraklarda inip yollarımızı ayırdık. Ha unutmadan, sevgili Kızkardeşler Esra ve Büşra bana hediye hazırlamışlar. Canımlar yaa nasıl mutlu ettiler beni. Teşekkür ederim Esra ve Büşra. :)
Daha fazla uzatmayacağım. Çok çok eğlenceli, dolu dolu zamanlar geçirdim sevgili Blogger arkadaşlarımla. Elif, Esra ve Büşra buradan sizlere tekrar tekrar teşekkür ediyorum. İnşallah bir gün Rabbim tekrarını nasip eder. :)

Pekii siz neler düşünüyorsunuz bizim maceramız hakkında? :)

Elif ile Mim Kahve
Elif ile Sea Point - Üsküdar

Kız Kardeşler ile - Büyük Valide Han
Kız Kardeşler ile - Eyüp Sultan
Kız Kardeşler ile - Fener/Balat

Kız Kardeşlerin hediyelerinden bazıları ve
 sevgili Elif'in mektubunda yolladığı bana özel hediyem :)




25 Ocak 2017 Çarşamba

En Yakın Arkadaş Tag'i | BFF Tag 👭

Şairin söylediği gibi, "her şey gidiyor, bir tek o, dostluk, hep yanı başımızda kalıyor."
— Başucumda Müzik

Merhabalaar! Bugün farklı bir yazı ile karşınızdayım. BFF Tag Etkinliği yapayım dedim. Yaani En yakın arkadaşınızla bir nevi birbirinizi ne kadar tanıyorsunuz etkinliği gibi bir şey. :) 
Bu bir süredir aklımda olan bir şeydi. Ama annemin hastalığı, sonra İstanbul macerası derken Büşra ile bir türlü rahat buluşamadık. Dün yine birlikteydik ve ben sorularımı önceden hazırlayıp gittim. Starbucksta oturduk, rahat rahat kurulduk koltuklara, 15 tane sorumuzu cevapladık. Şimdi sizleri sorularımız ve cevaplarımızla başbaşa bırakıyorum. :)

B: Büşra'nın benim için verdiği cevaplar
N: Benim Büşra için verdiğim cevaplar
Trabzon-Uzungöl'den 

1.       Nerede ve nasıl tanıştınız?
B: 10. sınıfta ben sınıfımı değiştirip, Nermin'lerin sınıfına geçmiştim. O zamanlar Nermin çok atarlıydı. :D Hollanda'ya gittiğini öğrendim ve ben de o zamanlar bir Hollanda meraklısı olduğum için direk ilgimi çekmişti. Böyle tanıştık. (Aşkımız böyle başladı. :D)
N: Büşra başka bir sınıftan bizim sınıfa gelmişti. Kapının karşısında ilk sırada oturuyordu. Ben de orta sıralarda, ortalarda bir yerlerdeydim. Büşra tek başına oturuyordu orada. Baktım yalnız duruyor, kalk Nermin git tanış şu kızla, yazık tek başına kalmış :D dedim. Sıra arkadaşımla gittik yanına iki muhabbet ettik. Tanıştık. :)
2.       Birbirinizi tek bir kelimeyle ifade edin.
B: Tabii ki de Kardeşim!
N: Kardeş!
3.       Birlikte geçirdiğiniz en güzel zaman.
B: İki haftada bir aynı saatte, aynı durakta inip, aynı yere (Ziyapaşa Starbucks'a) gidiyoruz. Bu birlikte geçirdiğimiz en eğlenceli zamanlar oluyor. Ama özel olarak tabii ki birlikte geçirdiğimiz en güzel an yazın Trabzondaki bir hafta. :)
N: Birlikte geçirdiğimiz her an güzel, ama ilk sırada Trabzonda geçirdiğimiz zamanlar yer alıyor. Tabii bir de iki haftada bir, Pazar günleri, aynı saatte, aynı durakta inip, aynı yolu gidip, Starbucksta kahve içip, sonra kalkıp hiçbir şey almasak bile Accessorize, Tantitoni, Watsons, Gratis gezip, aynı saatte evlerimize dağıldığımız zamanlar. En sevimli zamanlar. :)
4.       Neden en iyi arkadaşın o?
B: Çünkü beni olduğum gibi kabul edip, değiştirmeye çalışmıyor. Beni tanıyor ve tanıdığı gibi davranıyor. Üzerime gelmemesi gerektiği zamanlarda üzerime gelmiyor, trip atmıyor (!) (En önemlisi :D) Bir de birbirimizi çok güzel sakinleştirebiliyoruz.
N: Beni anlıyor. Anlayışı öyle kuvvetli ki! Hep yanımda oluyor. Eğer bir şeylere canım sıkkınsa, o sıkıntıyı unutabilmem için konuyu dağıtıyor. Yeri geldiğinde bağırıyor, kızıyor. Ben bazen böyle şeylere ihtiyaç duyuyorum, yani bir şeyleri anlamam için bana kızılması gerekiyor. Büşra da bunu hep yapıyor.
5.       Onda bulduğun ama diğer arkadaşlarında bulamadığın özellikler neler?
B: Anlayış. Tek kelimeyle! Bir de her zaman yanımda. İyi, kötü, her zaman!
N: Samimiyet ve bağ. Adını bile tarif edemediğim, gönülden gelen o samimiyet ve bağ. Bugüne kadar ondan başka kimsede bulamadım bunu!
6.       Dünyada gitmek isteyeceği bir yer olsa, nereye gider?
B: Bence belirli bir yer yok. Ama İspanya diyebilirim, nedenini çok bilmesem de. :) Lisedeyken gitmeyi çok istiyordu. Çünkü Enrique'in (Enrique Iglesias) memleketi diye!
N: Yozgat. :D (Aşk Yozgatta yaşanıyor güzelim. Yozgat bana, ben Yozgat'a özelim! :D) Bir zamanlar Rotterdam, sonraaa Dubai. :D 
7.       En sevdiği yemek.
B: Sevdiği yemeği bilmiyorum ama sevmediği brokoli, maydanoz. Ketçup da sevmez, huylu!
N: Yeşil fasulye ilk sırada, bir de fırında patates. (Canım bir de çok güzel yapıyor yaa!)
8.       En büyük korkusu?
B: Yalnız kalmaktan korkuyor.
N: Şu sıralar en çok korktuğu şey, evinden, ailesinden uzaklaşmak. Yeni bir hayata başlamak.
9.       Issız bir adaya düşse, yanına alacağı üç şey ne olurdu?
B: Telefon, kulaklık (kullanmıyor ama yanında taşıyor. Kendini güvende hissediyormuş kulaklığı olduğunda.), kitap.
N: Telefon, şarj aleti (sürekli şarjı bitiyor!), kitap.
10.   Her zaman yanında/çantasında taşıdığı üç şey ne?
B: Defter, kalem, kulaklık :)
N: Defter, kalem, diş fırçası :D
11.   En sevdiği TV programı.
B: Yok, kızımız televizyon izlemiyor.
N: Gelin evi. (Gelin olacak ya! :D)
12.   Herhangi garip bir fobisi var mı?
B: Yokuş korkusu. Trabzon'a geldiğinde canlı canlı şahit olduğum bir fobi. :D
N: Yılan. Aslında yılandan korkması normal ama, yılan resmi/fotoğrafı görse bile korkuyor. :)
13.   Birbirinize taktığınız herhangi bir isim/lakap var mı?
B: Ballisi, unicorn.
N: Ballim, ballisi, arı (Arının anısı var). 
14.   İkinizde anısı olan bir şarkı.
B: Zeki Müren - Şimdi Uzaklardasın.
N: Enrique Iglesias - I Like How It Feels
15.   Bu sıralar en çok istediği şey.
B: Fotoğraf makinesi. Bence gerekli. Düğünüm var yaza benim. Alması lazım, çok istediğini biliyorum. :)
N: IPhone 7. Düğününde para/altın yerine iPhone taksınlar istiyor hatta. :D

Evet arkadaşlar bizim sorularımız ve cevaplarımız bu şekilde. Biz bu etkinliği yaparken çok eğlendik, çok güldük. Cevaplarımız hakkında yorumlarınızı ve sizlerin de en yakın arkadaşlarınızla birlikte yapacağınız bu etkinliği okumayı sabırsızlıkla bekliyorum. Yapmak isteyen tüm arkadaşımı davet ediyorum bu eğlenceli etkinliğe. Haydi şimdi sıra sizde!

23 Ocak 2017 Pazartesi

📚🎶 Her Bir Telden 4 🎞☕

Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük

- Üvercinka, Cemal Süreya

Merhaba arkadaşlar. Her Bir Telden serimize kaldığımız yerden devam edelim. 

Kitap: Cemal Süreya - Üvercinka: Cemal Süreya'nın şiirlerini çok severim. Bu da şairin 1966 yılında yayınlanan şiir kitabı. Bu arada Cemal Süreya'nın aslında soyadının Süreyya olduğunu ve arkadaşıyla girdiği bir iddia üzerine soyadındaki bir 'y'yi sildirdiğini biliyor muydunuz? 








Film: Anadolu Kartalları: Yönetmenliğini Ömer Vargı'nın üstlendiği, 2011 yapımı bir dram filmi. Başrollerinde Engin Altan Düzyatan, Çağatay Ulusoy ve Özge Özpirinçci yer almakta. Filmin önemli özelliklerinden biri Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. yılı anısına çekilmiş olmasıdır. 
Konusu: Çocukluklarından bu yana uçma hayali kuran beş Harbiye’li genç: Onur, onun çocukluk arkadaşı Ayşe, Ayşe'ye vurgun Mustafa ve Tunç ile Fatih. Eskişehir Hava Hastanesi’ndeki eğitimden geçemez ve yolları ayrılır. Bu beş arkadaşı yıllar sonra yeniden bir araya getiren şey Uluslararası Anadolu Kartalı Tatbikatı’nda yaşadıkları olacaktır.
*Vikipedia'dan alıntıdır.






Uğraşı: Örgü Örmek: Boş zamanlarınızda stres atmak için bir çift örgü şişini alın elinize ve örün arkadaşlar. :)













Müzik: Vampire Weekend - Step

22 Ocak 2017 Pazar

İstanbul Günlüğüm ❤️️

İşte kurşun kubbeler şehri İstanbul’dasın
Havada kaçan bulutların hışırtısı
Karaköy çarşısından geçen tramvayların camlarına yağmur yağıyor
Yenicami, Süleymaniye arkalarını kirli bir göğe vermişler
Hiç kımıldamıyorlar
Ayasofya elleriyle yüzünü kapamış bütün iştahıyla ağlıyor
...
-İlhan Berk / İstanbul'dan

Merhaba arkadaşlar. Evet evet yine uzun bir süredir yoktum. Beni instagramdan ve snapchatten (nrmnpnr) takip edenler biliyorlardır ki bir haftadır İstanbul'daydım. Kısa bir tatil yaptım (Aslında işlerim vardı onları halletmeye gittim. :)). İstanbul'un altını üstüne getirip geri döndüm. Her gün sabah 8.30-9.00'da evden çıkıp 18.00'da döndüm ve bir haftada dört ayrı evde misafir olarak kaldım. Orada bulunduğum sürece her gün işlerimi hallettikten sonra yürüye yürüye her yeri gezdim. 
6 gün içinde yaklaşık 70 km yürümüşüm. :)

6 günden 2 gün benim için çok özel ve çok güzeldi. Çünkü sevgili birküçükelifmeselesi ve kızkardeşlerarasında bloglarının sahipleri arkadaşlarımla tanıştım vee çok güzel zamanlar geçirdim. O iki günün detaylı yazısı için takipte kalın. ;) 

Şimdi sizlerle İstanbul'da hangi gün nerelere gittiğimi paylaşmak istiyorum. 


16.01.2017 - Pazartesi
Otobüse binip Metro'ya aktarma yapıp Aksaray Metro İstasyonunda indim. Sonra hep yürüdüm.

İstanbul Üniversitesi
Süleymaniye
Eminönü
Galata Köprüsü
Gülhane Parkı
Sultan Ahmet Camii
Kapalı Çarşı (Grand Bazaar)
Kubbe-i Aşk Cafe'de dinlenme molası. (Aslında Seyr-i Cihan'a gitmiştim önce ama o gün sadece kahve ve çay servisleri olduğu için Kubbe-i Aşk'a geçtim.)
Forum İstanbul

17.01.2017 - Salı
İlk gün çok aşırı (yaklaşık 15 km) yürüdüğüm için yorgunluktan salı günü çok gezmeme kararı aldım.
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi
Mall of İstanbul
(Evet sadece bu kadar :D )

18.01.2017 - Çarşamba
Taa Küçükçekmece-Sefaköy'den Bebek'e gittim. :D 
Boğaziçi Üniversitesi
Bugünün devamı gelecek yazıda. Çünkü bugün sevgili Elif ile buluştuk. :)

19.01.2017 - Perşembe

Sabah 8'de Esenler Otogar'ından otobüse binip İzmit-Kocaeline gittim. 
Kocaeli Üniversitesi (Dağın tepesine koymuşlar üniversiteyi, etraf bir sisli, yerler bir karlı ooo sormayın! Neredeyse düşüyordum. :D)
41Burda AVM
Sonra tekrar otobüse bindim Harem Otogarında indim.
Üsküdar-Kız Kulesi
Ümraniye 

20.01.2017 - Cuma
Ümraniye'den Kadıköy'e
Kadıköy'den Vapurla Eminönü
Galata Köprüsü
Karaköy
Galata Kulesi
İstiklal Caddesi
Privato Cafe (Tabakları bardakları çok güzel dediler, gittim. Bizim evdeki fincanla aynı fincanda kahve geldi. Bileydim evimde yapar içerdim :D)
Bundan sonrası acayip yorucu arkadaşlar. 
Şişhane'den Metroyla Levent'e geçtim, (normalde 2 saatte gideceğim yolu) 552B ile 20 dakika'da Ümraniye'ye geçtim. Çantamı alıp hoop otobüsle Üsküdar, sonra Metrobüs, sonra Sefaköydeydim. Akşam da yaklaşık 15 yıldır görmediğim çok sevdiğim bir ablamın Beylildüzü'ndeki evine gittim. Gün içinde kat ettiğim yolun haddi hesabı yok. :D

21.01.2017 - Cumartesi
Bugün de sevgili Kızkardeşler Esra ve Büşra ile buluştum. Bunun da detaylı yazısı için takipte kalın. 

22.01.2017 - Pazar 
Gece 02.40'ta uçak kalktı, 04.00'da Adana Havaalanına inişimi yaptım. Şu anda çok şükür evimdeyim. :)

Arkadaşlar İstanbul güzel yer, gezmelik, görmelik... Ama yaşamalık değil. Ben evimi, Adana'mı, sıcağımı özledim bir haftada.
Normalde 25.01.2017'ye kadar kalacaktım İstanbul'da, Pazartesi Bursa'ya geçecektim ama bazı şartlardan dolayı dönmem gerekti. 

Neyse uzun bir yazı oldu. :) Sevgili Blogger arkadaşlarımla tanıştığım için çok mutluyum, onlara da çok teşekkür ediyorum. Ayrıca beni İstanbul'da evlerinde ağırlayan tüm akrabalarıma çook çook teşekkürler.
Yolunuz düşerse Adana'ya-Mersin'e beklerim hepinizi. :)

Dipnot: Sadece bir gün güneş vardı, her gün yağmur yağdı. :/

Görüşmek üzere arkadaşlar... :)
Haliç
Kubbe-i Aşk
Sultan Ahmet Camii 
Galata Köprüsü
Üsküdar - Kız Kulesi
Galata Kulesi

Privato Cafe  - Galata

Atatürk International Airport








12 Ocak 2017 Perşembe

Sineklerin Tanrısı | Kitap İnceleme 📖

... düşünce değerli bir şeydi, sonuçlar veren bir şeydi.
— Sineklerin Tanrısı

Merhaba arkadaşlar. Bu aralar yazmaya vaktim olmadığını biliyorsunuz. Bugün de bir süre önce okuduğum ve yazısını beklettiğim bir kitaptan bahsetmek istedim. Bugün ki konuğumuz Nobel Edebiyat Ödüllü yazar William Golding'den Sineklerin Tanrısı...
Bu kitabı CNR Expo Mersin Kitap Fuarı'ndan almıştım. Aldığım direk kitapları incelemek için buraya tıklayabilirsiniz. :)
Şimdi kitaptan bahsetmeden önce, kısaca yazarımızdan bahsedelim diyorum. William Golding 1911'de Cornwall'da doğmuş ve eğitimini Oxford Üniversitesinde tamamlamıştır. Golding II. Dünya Savaşı sırasında deniz eri olarak çalışmıştır ve savaşın tüm acılarıyla yüz yüze gelmiştir. Savaş sonrasında yazar Sineklerin Tanrısı'nı zorluklarla bitirmiş ve sancılı bir eser bastırma sürecine girmiştir. Bu iç karartıcı, moral bozucu kitabı hiçbir yayın evi basmak istememiştir. Sonunda kitap basılmıştır ve 1983 yılında, İsveç Akademisi "Gerçekle söylenceyi ustaca birleştiren, insanın ruhsal ve fiziksel boyutlarını derinlemesine inceleyen romancı bu yılın ödülüne layık görüldü." diyerek Nobel Ödülünü William Golding'e vermiştir.
Sineklerin Tanrısı; Nükleer savaş sırasında bir adaya düşen 6-12 yaşları arasında çocukların hayatta kalma mücadelesini ve bu adada lider olabilmek için neler yapabileceklerini anlatıyor. Kitap insanın fıtratında bulunan iyi olmayı ve kötü olmayı konu edinmiş. 
Bu kitabı okurken kimin gerçekten iyi, kimin gerçekten kötü olduğunu anlamaya çalıştım. Gerçekten çocuklar bu kadar kötü olabilir mi, ya da bir çocuk böyle düşünebilir mi diye sordum kendi kendime. Aslında kitap da insanın gerçekten doğuştan mı kötü ya da iyi olduğunu çocuklar üzerinden düşünmemizi sağlıyor. Kitaba ilk başladığımda bir süre durağan ilerlerim, ama sonrasında olaylar öyle bir içine içine çekti ki beni, ne olacak şimdi, diye sora sora bitirdim kitabı. Bir sürü eleştiri konusu olabilecek, tartışılabilecek niteliklere sahip özellikler barındıran bir kitap Sineklerin Tanrısı.
Domuzcuk'u ve Ralph'ı o kadar çok sevmişken, başta Roger ve sonra Jack'den nefret etmiştim.

Kitabın içeriğine dair çok fazla bir şey söylemek istemiyorum, söylersem spoiler olur. Olmasın spoiler. Siz hala okumadıysanız okuyun. Kesinlikle okuyun. Kitabı bitirip, Mina Urgan (Aslından çeviren)'ın inceleme yazısını da okuduktan sonra çok daha net anladım ben kitabı. Size de İş Bankası Kültür Yayınları baskısını öneririm. 
Sineklerin Tanrısı'nın bir de filmi var. Onu da izledim ama çok beğenmedim. Kitap ne kadar güzelse, film o kadar sıkıcı geldi bana. Olaylar arasında bağlantı kurulmadan anlatılmış gibiydi. Ayrıca kitapta önemli olan bir konu, filmde çok çok farklı bir şekilde yansıtılmıştı. Sanırım beni filmden asıl soğutan şey de bu detaydı. :/


Veee güzel yorumlarınızı bekliyorum. Görüşmek üzere. Kendinize çok çok iyi bakıın! 


6 Ocak 2017 Cuma

Her Şeyden Biraz Biraz

Merhaba arkadaşlar. 10 gündür yoktum buralarda. Zaten son yazımda bir süre buralarda olamayacağımı söylemiştim. Bu on gün öyle yoğun ve yorucu geçti ki anlatamam.

Finallerim 26 Aralıkta başlamıştı. Hepi topu 4 tane finalim olduğu için 29 Aralık'ta 13.00'daki son sınavıma girdikten sonra evime, Adana'ya dönecektim. Evet o gün Adana'ya döndüm ama nasıl? Bir çoğunuz duymuşsunuzdur, 29'unda Mersin'de sel felaketi yaşandı. O gün sabah aşırı yoğun gelen şimşek sesleriyle uyandım yurtta. Kalkıp sınavımı tekrar edip okula geçmeyi düşünüyordum ki o sırada yurttan bir duyuru: 'Yurttan çıkışlar yasaklanmıştır. Yurdun girişini sel basmıştır!' diye. Aynı anda sınıf grubumuzdan bir mesaj 'Okul iki gün tatil, sınavlar ertelendi!' diye. (Her yerde kar tatili, bizde de yağmur tatili oldu!) İnanabiliyor musunuz! Ben buna sevinemedim. Çünkü benim o gün yurttan çıkıp, Adana'ya dönmem şarttı. Ağladım, ben bu yurttan nasıl çıkacağım diye, oturdum ağladım. Sonra babamla konuştum, arabayla gelip beni almasını istedim. Normalde 1 saat sürmesi gereken yolu, 2 saatte geldi arabayla. (Malum tüm Mersin sel altında!) Neyse evime gelebildim. Cuma sabahı annemi hastaneye yatırdık. Cumartesi sabah ağır bir ameliyat oldu. Hamd olsun Rabbime ki şu an çok daha iyi. Bir haftadır hastanede kalıyordum arkadaşlar, dün sabah eve geldik. İki gündür de ev temizliği falan derken sonunda bugün bilgisayarı elime alıp, blogu bir kontrol edebildim.
Hı bir de ertelenen sınavım da Çarşamba günüydü. O yoğunluk içinde kalktım hastaneden Mersin'e gittim. O kafayla sınava girdim ama nasıl geçti ben de bilmiyorum. Sonucunu da hala öğrenemedim, bakalım, hayırlısı! :)


Bu yoğun ve zor zamanımda beni yalnız bırakmayan arkadaşlarıma ve canım, manevi kardeşim Büşra'ya buradan da teşekkür ediyorum. Sırf hastanede moralim düzelsin diye bana gecikmiş doğum günü hediye kutusu hazırlamış da gelmiş, hem de üç sayfa mektubuyla birlikte. Öyle çok seviyorum ki onu! 



Bu arada Masa Dergisi'nin 1Masa1Kupa çekilişinden de 1 kupa kazanmıştım, oradan hediye gelen kupam da geldi. :) Teşekkürler Masa Dergi :)



Denebunu.com'dan zor da olsa kutum elime sonunda ulaştı. Ailece tattık kutumuzdakileri, yakın zamanda da yorumlarımı gireceğim. :)


Son olarak sevgili Berika'nın hediyeleşme etkinliği sayesinde Sevgili Gökçe ablamdan gelen hediyelerim de geldi. Berika'ya böyle güzel bir etkinlik düzenlediği için, sevgili Gökçe Ablama da böyle güzel hediyeler için teşekkür ediyorum.:)


Şu geçen 10 günümün kısa özeti bu şekilde arkadaşlar. Bu aralar kitap da okuyamıyorum, film de izleyemiyorum. O yüzden bir süre bu tarz yazılarım olmayacak. Fırsat buldukça blogumu da boş bırakmamaya çalışacağım. Hepinize kucak dolusu sevgiler.
Görüşmek üzere...