22 Haziran 2018 Cuma

Mantıklı Aşk | Benim Yazılarım

Bir kadın,
Bir adam,
ve biri.

Kadın 'oysa ki aşık değilim' demişti.
Adamsa inanmamıştı, aşık olmamasının ihtimaline.
Oysa kadın inatla aşık olmadığını iddia ediyordu.
Fakat aşkı bilmiyordu,
ya da aşkı yanlış biliyordu.
İşte hep bu yüzden yanılıyordu,
'Oysa ki aşık değilim' derken.
Biri geldi, 'sen aşıksın' dedi.
Kadın inanmadı.
Adamı düşündü.
Hislerini düşündü.
Yine bir heyecan sardı hücrelerini,
'Yoksa aşk bu mu?' dedi.
Oysa ki kadın inanmıyordu aşka,
Adamsa aşık olmamasının mümkün olmadığına.
Biriyse kadına diyordu,
'Aşk her zaman sadece duyguları taşımak değil,
mantıkla da hareket etmektir. Senin ki mantıklı aşk'tır!' diye.
Mümkün müydü aşkta mantık olması,
Cevaplamaya çalışıyordu kadın.
Çünkü kadın mantık arıyordu her şeyde.
Çünkü kadın seviyordu.
Çünkü kadın çoğu şeyi bilmeden,
farketmeden,
yıllarca birçok şeyi gizleyerekten,
yaşadığı aşkı hissetmeyi öğrenememişti.
Oysa kadın aşıktı,
Ama her seferinde,
kendine bile itiraf edemediği aşkını,
hep gizlemeye devam etmeyi seçti.
Oysa kadın aşık olmasına rağmen
bunu hiç söyleyemedi...

31 Mayıs 2018 Perşembe

Öğrencilerim'e 💓

Hayat bu;
bir dönem biter, bir diğeri başlar.
Her biten dönem, geride birçok anı bırakır.
Mümkün olsa diyorum, keşke güzel anları, unutmak istemediğimiz o güzel zamanları saklayıp kaldırabilsek bir yerlere. İstediğimizde açsak, baksak, bir süreliğine de olsa dönsek o anlara. Yeniden hissetsek o an yaşadığımız duyguları...

Öğretmenlik hayatımın ilk yılı. Yeni yerleştiğim, daha ilçelerinin adını bile bilmediğim bir şehirdeyim. Yol bilmiyorum, kimseyi tanımıyorum. Kalkıp gelmişim, hayallerim uğruna. Sokakta kalmışım neredeyse, zor durumdayım. Aldılar beni ara sokak gibi bir yerde, hiç bilmediğim bir yere götürdüler. İş bulmam lazımdı. Bir şekilde o ilk geldiğim gün, yolundan bile geçmeye korktuğum bu şehirde, bu küçük ama samimi, aile sıcaklığındaki eğitim kurumunda işe başladım.
Hiç tahmin etmezdim böyle güzel günler yaşayacağımı, böyle güzel insanlar tanıyacağımı.
İlk başladığımda oturup ağladım, alışkın değildim çalışmaya, birilerinden emir almaya. Alıştım, çünkü hayat bunu gerektiriyordu. Alıştım, çünkü pırıl pırıl çocuklarla tanıştım. Alıştım, çünkü bana beni bu şehirde yalnız hissetirmeyen arkadaşlarla kaynaştım.
250 gün geçti, ilk başladığım günden beri.
Canım öğrencilerim, güzel çocuklarım;
hepinizi öyle çok sevdim ki...
Mashed turtles tariflerinizi,
telefonumu alıp kurcalamalarınızı,
'hocam lütfen ben okumayayım!' deyişlerinizi,
'ben İngilizce'yi anlamıyorum' demelerinizi,
'ya hocam bu kadar kolay mıydı' demelerinizi,
'you can never fix a broken heart' diyerek beni benden almalarınızı,
'thirteen' diyemeyişlerinizi,
'hocam bir kez daha 'earth' der misiniz' diye sormalarınızı,
'bunu ben nasıl okuyayım' diye isyanlarınızı,
'oyun oynayalım, söz susucaz' demelerinizi,
'ben bu soruları 10 dkda çözerim' diyip iddialaşıp, çözmelerinizi,
'İngilizce'yi sevmiyordum, ama artık sizin sayenizde seviyorum' demenizi,
ya da 'sayenizde çok daha sevdim' demenizi
ve daha bir çok şeyinizi unutmayacağım.
Bugüne kadar öğretmeninizdim, artık bir de ablanızım. Her zaman yanınızda olabilmek isterim.
İyi ki bu meslekteyim, iyi ki sizleri tanımışım.
"Sinirlenince en tatlı olan" öğretmeniniz, sizi hep sevecek ve çok özleyecek.💓

Hep hayallerinizin peşinden gidin. Eğer siz hayal edip, ister ve çabalarsanız, her şeyi başarabilirsiniz. Unutmayın! Yolunuz hep açık, hep aydınlık olsun!

4 Şubat 2018 Pazar

Loving Vincent | Film

Garip bir Pazar sabahından selamlar.
Bugün ki konuğum bir film.
Sinemada izlemek için çok can attığım bir film.
Bursa'da gösterime girmeyeceğini duyduğumda çok üzüldüğüm, daha sonra Bursa'da tek bir sinemada gösterime girdiğini duyduğumda çok sevindiğim, ve yine daha sonra tek seans olduğunu ve onun da 21.50de başladığını öğrendiğimde yine çok üzüldüğüm ve en son sevgili komşumun indirdiğini öğrendiğimde çok sevindiğim, o meşhur film Loving Vincent.
Aslen Hollandalı olan ünlü ressam Vincent van Gogh hakkında olduğunu biliyoruzdur sanırım.
Kısaca konusu:
Ünlü Hollandalı ressam Vincent van Gogh'un ölümünün üzerinden 1 yıl geçmiştir. Postacı Roulin, ressamın kardeşi Theo'ya gönderdiği, ancak bir türlü yerine ulaşamayan mektubu elden vermesi için oğlu Armand'ı Auvers-sur-Oise'a gönderir. Armand bu görevi pek istemese de kabul ederek söz konusu kasabaya gider. Ancak Theo da vefat etmiştir, mektubu Van Gogh'un dostu Dr. Gachet'ye vermesi gerekir. Doktorla görüşebileceği anı beklerken kasaba halkından birçok kişiyle tanışan Armand, ressamın sanatının esin kaynaklarına ve ölümüne giden sürece dair çok şey öğrenir.
*sinemalar.com
Bu film için; 115 ressam, 65,000 tane yağlı boya tablosu yapmış. Bu tabloların birleştirilmesiyle birlikte de Loving Vincent filmi ortaya çıkmış.
Ressamların emeğine ve başarısına gerçekten hayran kaldım. Görseller muhteşemdi. Sadece gözü bozuk biri olan ben için biraz yorucuydu. Her biri bir resimden film karesine dönüşen tabloları takip etmek zor geldi diyebilirim.
Bir de aslında film beklentimin altındaydı. Gözümde çok çok büyütmüştüm bu filmi, lakin konusu açısından biraz yetersiz buldum. Evet kabul ediyorum, daha etkileyici ve uzun bir senaryo için çok daha fazla kareye ihtiyaç vardı ve bu çok daha zorlayıcı olacaktı, fakat böylesi de bir nebze sıkıyor gibi izlerken.

Yine de, Vincent Van Gogh'un hayatına dair bir şeyler öğrenmek ya da çok farklı bir tarzda çekilmiş bir film izlemek isterseniz, Loving Vincent'ı öneririm.

Not: Hollanda'da iken Van Gogh müzesine gitmeyi çok istemiştim fakat ilk gidişimde müze restorasyonda, ikinci gidişimde ise çok sıra olduğu için girememiştim. Müzenin dıştan fotoğrafını da hemen buraya bırakıyorum. :)
Van Gogh Müzesi (Arka Taraf) - 2012

Van Gogh Müzesi (Ön Taraf) - 2014
Not: O tabelaların altında inanılmaz bir insan sırası vardı. :D

1 Şubat 2018 Perşembe

Barışın Başkenti - Mudanya | Gezdim Gördüm

“Seyahatin önündeki tek engel kapının eşiğidir.” Bosna Atasözü


Merhabalar herkese.
Bilenleriniz var, tatildeyim. İş açısından. :) Bu hafta yüksek lisans derslerim tekrar başladı. Bu dönem çok daha güzel ve daha düzenli geçecek diye düşünüyorum.

Her neyse, hazır işe gitmiyorken, Bursa içinde görmediğim yerleri gezmeye başlayayım diye düşündüm ve dün Mudanya'ya gittim, komşucuğum Gamze ile beraber. Yaşadığım yerden Mudanya tek otobüsle ortalama 45 dakikalık bir mesafede kalıyor. Budo iskelesinde indik ve batıya doğru yürümeye başladık.

İlk ziyaretimizi Mudanya Mütareke Müzesi'ne yaptık.
*Mudanya Ateşkes Antlaşması; Kurtuluş Savaşı'nın sıcak savaş dönemini sonlandırıp, diplomatik dönemini başlatan antlaşma. Barış antlaşması olmasından ötürü Barış'ın Başkenti olarak adlandırılıyor Mudanya.
Müzenin ikinci katından başlıyorsunuz gezmeye. İsmet İnönü'nün odası, yaver odası bu katta yer alıyor. İlk katta ise antlaşmanın yapıldığı oda, delegelerin odası ve antlaşma maddeleri tartışılırken İsmet İnönü'nün sinirlenerek üzerine vurup kırdığı mermer masa yer alıyor. Müze giriş ücreti ise: 5 TL.
Müzeden çıktık ve o an kendimizi tam olarak Rum sokaklarında hissettik. Bir kafeden gelen hoş bir müzik sesi eşlik etti bizlere. Mütareke Müzesinin tam karşısında da Mütareke Meydanı var ve meydanda Mütareke Anıtı ile İsmet İnönü heykeli yer alıyor.
Meydanın batısına doğru ilerlemeye devam ettiğimizde bizi eski Rum evleri karşıladı. Öyle güzel evler vardı ki. 1 numaralı o tarihi evi gördüğümüzde yaşadığımız sevinci burada sizlere tarif etmem mümkün değil.
Not: Mudanya'daki tüm evlerin önünde fotoğraf çektirdim sanırım. Instagram üzerinden paylaşıyorum, hala takip etmediyseniz nrmnpnr olarak bulabilirsiniz beni. :D
Saat 10.30-13.30 arası durmadan yürüdük. Tüm Mudanya tarihi evlerini gördük neredeyse. Daha sonra Meral Abla'nın Yeri isimli bir balık restorantında ızgara balık yedik.
Yolunuz düşerse tavsiyemdir, uğrayın. Terasından Marmara Denizi manzaralı, çalışanlarının çok ilgili ve samimi olduğu ve balığının da çok lezzetli olduğu bir mekan çünkü. Balıktan sonra yediğimiz sıcak tahin helvası da çok güzeldi. İlk defa tattım ve çok beğendim.
Daha sonra tekrar otobüsümüzün gelmesini bekledik ve döndük. Çok güzel bir gün ve çok harika bir gezi oldu. Fotoğrafları hemen altta bulabilirsiniz.
Mütareke Meydanı


Mudanya Mütareke Müzesi















28 Ocak 2018 Pazar

Ondan Bundan | Her Bir Telden

Merhaba!
Dün itibariyle bir haftalık iş tatilime de girmiş bulunmaktayım. Elbette bu tam tatil demek olmuyor, çünkü yarın üniversite başlıyor. Evet her ne kadar yüksek lisans derslerim 2 gün olsa da geri kalan günlerde bir yerlere gitmeyi düşünmüyorum (şehir dışı olarak). Normalde bugün İzmir'de olacaktım fakat ufak bir değişiklikle planımı iptal etmek zorunda kaldım. Havaların daha iyi olduğu bir zamanda gitmeyi düşünüyorum. Bu hafta da Bursa içinde gidebileceğim birkaç yeri gezme planlarım var.

Bugün yeni bir seriye başlayacağım. Aslında bu daha önceden yazdığım Her Bir Telden serisinin devamı gibi ama onu her ay belirli bir haftada ve hep 4 şey (kitap, film, şarkı ve aktivite-yiyecek) üzerinden yazıyordum. Bu seri de sabit bir şey olmayacak, sabit bir süre de...

Serimizin ilk yazısında bir kitap, bir film ve bir dergiden bahsedeceğim.
1. Dörtlerin Yemini - Arthur Conan Doyle: Okuduğum ilk Sherlock Holmes kitabı. Açıkçası polisiye-dediktiflik hikayelerini çok seven biri değilimdir. Kitap, Sherlock sevenler için gayet güzel olabilir, olaylar arasındaki bağlantı ve olay kurgusu çok iyi olabilir, ama tarzım değil. Beni pek çekmedi. Kısaca konusu; ortada bir mektup, bir ölüm, bir cinayet ve bir imza ve bir de bunların ne anlama geldiğini anlamaya çalışan bir kadın var. Sherlock ve arkadaşı Dr. Watson bu gizemli olayı çözmeye çalışıyor. Klasik dedektiflik hikayesi. :D

2. Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: Harika bir Tim Burton filmi. Aslında bir süre önce izlemiştim bunu ama yazısını yazmaya fırsatım olmamıştı. Fantastik bir macera filmi, izlerken 'çocuk olsam ben bu filmi izlemeye korkarım' diye içimden geçirdim ama olaylar sizi gerçekten içine çekiyor ve aslında gayet de korkulmayacak bir film. :D  (Bir zamanlar çok ödlektim ondan öyle düşündüm:D) Bu arada Ransom Riggs'in aynı isimli kitabından uyarlanmış bir film kendileri. Mutlaka izlemelisiniz. :)

3. Coffee Mag: Türkiye'nin ilk ve tek ulusal kahve dergisi olur kendileri. Kahve severler için harika bir dergi. 3 ayda bir çıkıyor. (Henüz yeni sayısı çıkmadı ama :/). Her sayısında kahveye dair faydalı içerikler oluyor. Eylül-Aralık sayısının benim için yeri çok ayrı oldu. Hem Starbucks röportajı olmasından, hem kahve'nin zihin üzerindeki etkilerinden, hem de en sevdiğim Americano ve Filtre kahveden bahsettiği için. Kahve severler için tavsiye ederim. Hem de çok uygun fiyatlı. 5 TL'cik. :)

Şimdilik bu kadar. Yine ondan bundan bir şeyler biriktikçe buraya yenilerini yazacağım. Kitap-Film ve Dergi hakkında düşüncelerinizi de bekliyorum. Görüşmek üzere. :)

24 Ocak 2018 Çarşamba

Memento | Film


Gözlerinizi kapattığınız zaman dünya yok olmuyor öyle değil mi?
-Memento (Leonard Shelby)

Merhabalar arkadaşlar.
Bir süre hiç film izleyemedim. Üç ay içinde bir iki tane izledim, onları da hangi kafayla izlediysem hatırlayamıyorum bile. :D

Bu tatilde ise hemen, çok izlemek istediğim ama sakin bir kafayla izlemeyi planladığım 'Memento'yu izledim. Türkçe ismini Akıl Defteri olarak belirlemişler. (Belirlemişler diyorum çünkü film isimleri çevrilmiyor, belirleniyor. :)

Başarılı yönetmen Christopher Nolan tarafından 2000 yılında çekilen psikolojik gerilim filmi. Hatta fazla psikolojik, daha doğrusu fazla kafa karıştırıcı. Filmin en önemli özelliği, sondan başlaması. Evet film sondan başlıyor, bir ileri bir geri kafa bırakmıyor insanda, tabiri caizse. :D
Filmin başrolü Lenny (böyle denilmesinden hiç haz etmiyor kendisi), karısının ölümünden sonra kısa süreli hafıza kaybı oluşturan bir hastalığa yakalanıyor. Yani, her gün, bir önceki gün yaşadıklarını ya da az önce yaşadıklarını unutuyor. Her sabah çoğu şeyi unutmuş olarak uyanıyor. Ani bir ses bir şeyleri unutmasına neden olabiliyor. Bazı şeyleri hatırlamak için de vücudunu defter gibi kullanıyor. Kendisi hakkında, asla unutmaması gereken gerçekler hakkında vücuduna durmadan dövme yapıyor. Bazen de elinde bir polaroid fotoğraf makinesi, çekiyor o anın ya da kişinin fotoğrafını, yazıyor altına ne olduğunu. Baktıkça hatırlıyor.
Film kısaca şunu anlatıyor; Lenny'in karısı öldürülüyor (!), Lenny hafıza sorunu yaşamaya başlıyor ve karısının katilini arıyor. Film, katilin öldürülmesiyle başlıyor.

Yazdıklarımdan kafanız karışmış olabilir, film de böyle, yapacak bir şey yok. :D Filmin yarısına kadar her şey muhteşem. Sondan başlamış olmasına rağmen çok güzel bağlantı kurabiliyorsunuz. Lakin bir süre sonra, kim kimin neyi, kim kime ne yapmış, kafanız güzelleşiyor, bağlantı kurmakta zorlanıyorsunuz. Bu bağlantıları kurabilmek adına ikinci defa izlemeyi düşünüyorum açıkçası. :)

Yazdıkça yazılabilecek, konuştukça konuşulabilecek bir film. Ufak bir not olarak yönetmen Nolan, ağabeyi Jonathan Nolan tarafından yazılan Memento Mori isimli kısa hikayeden yola çıkarak bu filmi uyarlamış.
Fragmanı da bırakıyorum buraya. :)

İzleyenlerinizden mutlaka yorum bekliyorum, hakkında söyleyebileceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum çünkü. İzlemeyenlere de kesinlikle tavsiye ediyorum. Bi izleyin tartışalım. :)

İyi akşamlar, iyi seyirler.

21 Ocak 2018 Pazar

Geç Kalınmış - 2018 Beklentileri | Mim

Merhabalar herkese.
Şimdi bu yazacağım yazıyı çoook önce yazmış olmam lazımdı, lakin fırsat bulamadığım için böyle çoook sonralara kaldı. O yüzden sevgili Elena’mız Yalnız ama Özgür blogunun sahibesinin başlattığı mimden azıcık uzaklaşabilir. Ah bu arada kendisi bana biraz kızdı, bir önceki yazımda ondan bahsetmediğim için. Tatilimde Elena ile buluştuk, kahve eşliğinde güzelce muhabbet ettik. Öyle samimi ve öyle tatlı ki, en sonunda bana abla bile demeye başladı (oysa ki ben sadece 3 yaş büyükmüşüm ondan). Elena ile buluşmuş olmam sevgili Elif’imin 20den önce 20 etkinliğine yazdığım 20 maddeden birini tamamlamam için bir basamak oldu. 5 blogger arkadaşımla görüşmek istiyordum, Elena 4. Oldu. Bakalım sıradaki kim? :)

Şimdi geçelim asıl konumuza; 2017den beklediklerimin ne kadarı gerçekleşti, 2018den neler bekliyorum?

2017de ilk olarak sağlık dilemişim. Evet ailem için sağlık durumları istediğim gibi düzeldi ama ben son aylarda durmadan hastanedeyim. Sanırım hastaneye gitmediğim bir ay hiç olmayacak. :D (ufak tefek şeyler de olsa).
Kitap ve defter istemişim. Ah bu ne kadar çok olursa olsun beni hiçbir zaman tatmin edecek çoklukta olmayacak, kabul edelim. :)
Daha çok yazı yazmak demişim. Bunu buraya yazarken bile içim gidiyor gerçekleştiremediğim için. 2017de 77 tane post girebilmişim buraya. Çook daha fazla olmalıydı. Son üç ay zaten sıfır neredeyse. Neyse geçelim bunu, üzülüyorum...
Hedeflediğim yere gitmek ve kendimi bulmak... İşte 2017de gerçekleşip beni en çok mutlu eden şey bu. Size orada Bursa’yı istediğimi yazmamıştım ama Bursa ilk hedefimdi ve şu an Bursa’dayım. İşim var, güzel giden bir yüksek lisans eğitimim var...

Şimdi 2018den neler mi bekliyorum?
2017de bekleyip de gerçekleştiremediklerime ek olarak, gezmek görmek istiyorum. Bunu zaten hemen gerçekleştirmeye başladım. Geçen hafta İstanbuldaydım. Gelecek hafta sonu İzmir’de olacağım ve dahası sonrası... :)
2018in hepimize dilediği her şeyi, hayırlısıyla, getirmesini ya da gelmesine vesile olmasını diliyorum.

Bu arada o kadar konuştum, unutmadan Elena ve Elif, beni bu etkinliğe davet ettiğiniz için çok teşekkür ediyor, bu kadar geç yazdığım için de özür diliyorum.

Görüşmek üzere. :)

19 Ocak 2018 Cuma

Bir 'Merhaba'nızı Alırım | Geri Döndüm!

Blogu açıp 'Yeni Yayın' demeyeli öyle uzun zaman oldu ki!
Blogu açıp yeni yazılarınızı okumayalı da öyle öyle uzun zaman oldu ki!

Çok şey birikti zaman içinde. Okuduğum kitapları (sınırlı sayıda da olsa), izlediğim filmleri hiç yazamadım buralara. Çünkü yüksek lisans+iş biraz zor geldi. Yüksek lisans için durmadan makale okuyup, araştırmalar yapıp, yeni makaleler yazmak... aynı anda sabah erkenden kalkıp işe gitmek... Alışmaya çalıştığım uzunca bir dönem oldu.
Ama alıştım. Hem çalışmaya, hem araştırmaya, hem de Bursa'ya.

Geçen hafta -4 aydan sonra- ailemin yanına, Adana'ya, gittim. 8 gün tatil yaptım geldim. Öyle çok özlemiştim ki ailemi, evimi...

Şimdi Bursa'dayım yine. Bu hafta çalışacağım ve sonra iş, tatil... O zaman da yüksek lisans için yeni dönem başlayacak. Şimdilik bu günlerimi değerlendireceğim.

Buralarda olmadığım 3 ay içinde 'Şeker Portakalı ve Bülbülü Öldürmek' kitaplarını okudum.
Şeker Portakalı okuduğum en etkileyici kitaplar listesinde yerini aldı. Metroda işe gidip gelirken okuyordum ve öyle duygu yüklü bir kitap ki, ağlamamak için zor tutuyordum kendimi. Muhtemelen çoğunuz okumuşsunuzdur ama henüz okuyanlarınız yoksa siz de benim gibi okumak için geç kalmayın. Hemen şimdi alın elinize ve okuyun. Acı dolu bir yaşantıya sahip bir çocuğun gözünden görün dünyayı...

Bülbülü Öldürmek ise çalıştığım kurum tarafından doğum günümde hediye edildi ve hakkında çok şey duyduğum kitaplardan biriydi. Bana en ilginç gelen şey yazarın tek kitabı olması ve bu kitapla Pulitzer ödülünü almış olmasıydı. Tek kitapla böyle büyük bir başarı yakalamış olmak, ilginç... Romanı mutlaka duymuşsunuzdur. Irkçılıkla alakalı bir kitap. Her anını heyecanla okuduğum ve sonunu merak ettiğim kitaplardandı. Bitirince bir eksiklik hissettiğimi de söylemeliyim...

Şimdilik bu kadar. Bundan sonra inşallah birlikteyiz. Çok özlemişim sizi, yazmayı ve okumayı...